ZİYA GÖKALP ve MHP

08 Nisan 2011


Ziya Gökalp’ın ölümü üzerine Hamdullah Suphi Tanrıöver diyor ki;

’’Bazı adamlar vardır ki, en durgun şekiller içinde inanılmaz bir mücadele gücü taşırlar, onları yürürken seyrediniz, ağır ağır giderler ve sessiz basarlar; oturuşları konuşuşları mülâyimlik, incelik ifade eden en yumuşak tavırlar içindedir. Hâlbuki karşınızdaki sessiz adam korkunç bir mücadele cihazıdır. O mücadele için yaşayacak ve mücadele içinde ölecektir. Karşınızda yavaş yavaş konuşan dalgın adam bir âsidir, devirlerin kurduğu müesseselerle boğuşa boğuşa hayat yolunda yürüyecektir.

Ziya Gökalp bir fikir kuvvetidir; bir fikir kuvveti, yani beşerin bütün tarihi üzerinde hâkimiyeti her gün biraz daha artan, zaferleri yıllar ve asırlar geçtikçe mütemadi büyüyen en yüksek varlığın kuvvetidir.

Şair bu fikir kuvvetinden bahsederek diyor ki; ‘’Önüne geçemezsin, onu durduramazsın, üflemek ve söndürmek mi istiyorsun? O, bir sestir, ses üflemekle söner mi, gayz ve kin uğultuları içinde onu boğmak mı istiyorsun? O, bir ışıktır. Işık gürültülerle söndürülür mü?’’

Arkadaşlar; bundan bir, bir buçuk asır evvel Osmanlı topraklarında seyahat edenler, havaların içinde üç kuvvetin birbirine kımıldadığını, sürdüğünü duyarlardı. Bu kuvvetlerden biri saray kuvveti idi. Hakanlığın geniş ülkeleri üstüne gölgesi düşmüş kalplere saldığı korkulara istinat eder ve hükümrân olurdu.

İkinci kuvvet, yeniçeri kuvveti idi, en umulmaz dakikalarda birdenbire coşan, kabaran, her nefeste hesaba katılmak lâzım gelen kırıcı, yıkıcı bir kuvvetti.

Üçüncü kuvvet, ülemâ kuvveti, medrese kuvveti idi. Halk kitlelerini zaman zaman galeyana getirir, kurtuluş için yol arayan zekâların önüne dalgalar halinde çıkar, fikre musallat, içtihada musallat bir kuvvet.

Arkadaşlar; gazeteler size Ziya Gökalp’ın nâşı arkasında yürüyen elli bin kişilik bir kalabalıktan bahsettiler.

Bu geçen kimdir? Bu geçen dördüncü kuvvet, ilim kuvveti, yeni kuvvettir.

Bu geçen, Türk ufuklarında henüz doğan, korku ile değil, kalplere telkin ettiği saygı ile sevgi ile hükümrân olan ilmin, fikrin mübarek kuvvetidir.

Ziya Gökalp’ın tabutu arkasında giden, onu omuzları üstünde taşımağı kâfi görmeyen, başlarında ve ellerinde taşıyan Ocak ve Ocaklılar, Onbin mektepli, bütün aydınlar, onun ordusu, onun derin ve engin ufuklara doğru yürüyen maiyeti, normu gibidir.

Arkadaşlar, fikir cereyanlarına dayanmayan inkılâplar yaşar mı? Bir uzmanın yukarı kaldırmadığı kılıç keser mi?

Karşımda kurşunlarla delik deşik gazâ bayrakları gibi duran zabitlerimiz, sizin bileklerinizde fikir mürşitlerinin kuvveti, gözlerinizde onların rüyası, kalplerinizde onların yaktığı aşk var. Ziya Gökalp gibi bir adam, bir vatanın üstünden toprakları çok derin karıştıran bir sapan gibi geçer, sapanın geçtiği yerde eski mahsul devrilir, onun izlerinde yeni bir mahsul yetişecektir.

Arkadaşlar, lisanımı hâta yollarında birdenbire durdurmasaydım, size; ‘’Mabedimizin içinde büyük bir meş’ale söndü’’ diyecektim, evet bir meş’ale söndü, fakat binlerce el o meş’aleden kendi meş’alesini yaktıktan sonra’’ diyor.

Türkiye hızla 12 Haziran seçimlerine giderken, özellikle para ve gücün peşinden koşanlar, yeni anayasa için mevcut iktidarın yeniden çoğunluğu elde ederek devam etmesini, akıllarınca açıklıyorlar. Bu safsata, kişiye ve topluma güvensizliğin en somut örneği değil mi?

Yeni bir anayasa yapılması gerekliliği veya mevcut anayasanın revize edilmesi herkesin kabul ettiği, tartışmasız bir husus. Yine bir anayasanın yapılmasın da bütün kesimlerin düşüncelerinin ortaya konması da, tartışmasız başka bir husus. Ancak hiç kimse, TBMM’NE girecek bütün siyasi partilerin tam mutabakatla yeni anayasa yapmalarının en sağlıklı yol olacağını nedense söylemiyor veya söylemek istemiyor.

Ak partinin Türkiye’yi getirdiği nokta maalesef ortadadır. Oy avcılığı ile DİNİ siyasete alet ederek, TÜRK’E ve TÜRKLÜĞE karşı, İslamla dost yaşanamayacağını hala anlayamamıştır. Kürt kartını oynarken ateşle oynadığını, IRAK nere İNGİLTERE nere görememiştir. O kadar görememiştir ki, YEMEN TÜRKÜSÜNÜ olmayacak yerde olmayacak kişilerle söyleyerek, şehitlerimizin ruhları taciz edilmiştir. Kürtlere değil, bilhassa Kürtçülere, geçmişte ‘’özgürlüğünüzü isteyin, size özgürlüğünüzü vereceğiz’’ diyen İngiltere, nedense, Irak ziyaretinin hemen sonrasında ziyaret edilmiştir. Güney bölgemizde sürdürülen sivil itaatsizlik, tırmandırılırken, iktidarda kalmak uğruna Türkiye ayrıştırılmaya sürüklenmektedir.

Ak parti için, kendisine gelince hukuk hakkında, her şey söylenebilirken, başkaları için hukukun üstünlüğü savunulmaktadır. Milleti anlamak diye, Milleti kamplara bölmek mi bu canım memleketin insanlarını tanımak. Bu çelişki ve olumsuzlukları uzun uzun yazmak mümkün.

Bütün bu nedenlerle merhum GÖKALP’İN gösterdiği yolda, meş’alelerini yakmış olan herkesi, MİLLİ değerleri savunan, ‘’İLİM KUVVETİNİ’’ ilke edinmiş, birliktelik içerisinde görmek tek dileğimdir.

12 Haziran seçimlerinin, YURDUMUZDA yeniden hortlatılan ‘’korku’’ ile değil, gönüllere yerleştirilen tap-taze ‘’sevgi’’ ve ‘’saygı’’ ile değerlendirilecek bir seçim olması da başkaca bir temennimdir.

Bu güne geldiğimiz de, bu gerekli birlikteliği sağlayacak tek siyasi partinin Sayın Devlet Bahçeli’nin liderliğinde ki, MHP’nin olduğunu görmekteyiz. Sağduyu sahibi herkesin dün olduğu gibi bu gün de ZİYA GÖKALP’İ anlayacağına inanıyorum.

Geçmişte, yaşanılanları dün gibi hatırlıyoruz. Komünizmle mücadele yıllarında, sol örgütlerden başka, ülkücülere kimlerin ateş ettiğini hatırlayan var mı? Milli Nizam Partisinden, Refah Partisi ve Ak Partiye kadar, bugünkü ağa babalarının Türklüğe nasıl şaşı baktıklarını acaba hatırlar mısınız? Hala Türk demekten özellikle imtina eden kim ve kimler?

AKP’nin, Milliyetçilikten dem vurup, Milliyetçiliği sahiplenmesi sizce ne kadar samimidir? Ne yaparsanız yapın mızrak çuvala sığmıyor. Hamdullah Suphi’nin tariflediği adam ve meş’ale örneği ise günümüz de Bahçeli ve MHP kadrolarını gösteriyor.
 

 

 

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön