ÜLKÜCÜLER ÇIRPINIR (DI)!

16 Eylül 2010


Herkesin bildiğini sandığım şu anonim ifade de ‘’ Batılılar Afrika’ya geldiklerinde, onların elinde İncil, bizim topraklarımız vardı. Bizden gözlerimizi kapatıp, dua etmemizi istediler. Gözlerimizi açtığımızda, bizim elimizde İncil, onların ayaklarının altında bize ait topraklar vardı’’ der Afrikalılar.

Türkiye’de de, BİR ZAMANLAR heyecanları, ülküleri olanlar vardı. Kanlarına zor hükmederlerdi. Bir ışığı alır, dokuz ışık yaparlardı. Hür fikrin parçacıkları olur, inançlarını maddeye değişmezlerdi. Teknoloji ellerini uzattıkları dal, Endüstri yetiştirmeye uğraştıkları üründü. Halk onlardı, Gelişmenin boncuk boncuk ter taneleri alınlarından hiç silinmezdi, Hürriyet ve Şahsiyet denildiğinde tırnaklarından, saç tellerine kadar dikkat kesilirlerdi.

Bütün ANALARA evlat, bütün BACILARA kardeştiler.

Ahlak zaten onlara Kur-an-ı Kerimin emriydi. Toplum sahiplendikleri, Köy onlardı. ÜLKÜ OCAKLARI okullarıydı. Onun için MİLLİYETÇİ onun için, onlara ÜLKÜCÜ deniliyordu.

Söyledikleri marşlardan önce, ‘’Kırmızı Gülün Adı Var’’ ‘’Bir Kızıl Goncaya Benzer’’ şarkılarını usul ve makamı ile söyleyenler vardı. Acaba şimdi hangi şarkıları söylüyorlar. Var mı bileniniz?

‘’DAĞ BAŞINI DUMAN ALMIŞ’’ derken, göğüsleri bir başka kabarırdı. Ezan’dan aldıkları ALLAHÜ EKBER sedasını,

‘’EY ŞANLI ORDU, EY ŞANLI ASKER’’ diye başlayan Ordu Marşında;

‘’DERYADA OLSA HER ŞEY MUZAFFER
DİLLERDE TEKBİR, ALLAHÜ EKBER,
ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER
ORDUMUZ OLSUN DAİM MUZAFFER’’ diyerek, Caminin dışında TEKBİR demesini öğrenmiş ve öğretmişlerdi.

‘’CEDDİN DEDEN’’ ‘’YELKENLER BİÇİLECEK’’ diye başlayan marşları söylerken uçarlardı, uçar.

Ahmet Cevat Ahunzâde’nin ‘’ÇIPINIRDI KARADENİZ’’ İNİ, söylediklerinde de zafer kazanmış MEHMETÇİK edasında olurlardı.

Önce marşlarını, başkaları söyler oldu. TEKBİR getiren de onlar değildi. Kısa bir zaman sonra marşlar unutuldu, söylenmez oldu. Bir zamanlar, Siyah, Lacivert ve Kahverengi nin revaçta olduğu takım elbiseler, moda adına başka sınıflara sokuldu. Hele kahverengi tu kaka oldu. Kimse takım elbisenin altına beyaz çorap giymiyor, kimse sarkık bıyık bırakmıyordu.

Sormayın, ne kadar da modernleşmiş, medeni olmuşlardı! Artık teyze, abla, bacı demeyecek kadar da kibardılar!

Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, M. Emin Yurdakul, Ali Canip, Y.Ziya Ortaç, F.Nafiz Çamlıbel, E. Behiç Koryürek, Kemalettin Kamu, Aka Gündüz, R.Halit Karay, R. Nuri Güntekin, Yakup Kadri, H. Nusret Zorlutuna, Şukûfe Nihal, Peyami Sefa, A. Hamdi Tanpınar, Mehmet Akif, Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret, Yahya Kemal, Necip Fazıl Kısakürek, Ali Mümtaz, Salih Zeki, Nihal Atsız, Erol Güngör’ü okur, kim olduklarını bilirlerdi.

İşin garibi, bu neslin arkasından o bahçede yeni hiçbir şey de yetişmiyordu. Ortaokul’da, lisede yoktular. Üniversite de öğrenci, öğretim görevlisi de değillerdi. Yetiştiğini sandığımız binlerce öğrenciyi, sanki gizli bir rüzgâr başka dünyalara sürüklemişti.

Şimdiler de,Erzincan Kale, Erzurum Durak değildi.

Sonra mı? Zat-ı Muhteremin biri! Koltuk sevdalısı ilan ettiklerini, çevresinden uzaklaştırdı. Hikmet KOLTUK’ DA imiş gibi! Birileri de KÜSTÜLER, küsmek ne menem bir şey ise.

Gençlerin sokakta olması yasaklandı. Onların ellerinden ÜLKÜLERİ alınarak, hepsine Afrikalıya verilen İncil misali birer bilgisayar verildi. (Verilip verilmediği de başka bir tartışma konusu.) Sanki sona gidişi birileri bilinçli olarak hazırlamıştı. Tabloda ESKİ ve YENİ ÜLKÜCÜLER vardı. Eski ve yeni de ne demekse?

Dün de,’’ Devlet imkânlarının seferber edilmesini, baskıyı, rüşveti, yalanı, tehdidi, hukuk ve ahlâk dışılığı, manevi değerlerin istismar edilmesini, bölücülüğü ve yolsuzluğu, yandaş yargı yaratmayı, Türkiye’nin Milli birliği, milli devlet niteliği ve üniter siyasi yapısının temellerinin yıkılmasını amaçlayan AKEPE düzenlemelerini, Türkiye’yi etnik temelde ayrışma, çatışma ve bölünme sürecine mahkûm etmesini’’ doğru tespit edipte, yeterince bu topluma anlatamamak da başkaca acı bir çelişki idi.

Televizyonu açtığımda, bu referandumun mağlubu MHP, kaybedeni Devlet Bahçeli, bir köşe yazarı da ‘’MHP bütün illerde ters köşeye yattı’’diyordu.

Döndüm okuduğum kitaplardan birine;
J. Kenyatta’nın ‘’Aptallığın en açık kanıtı, aynı şeyi defalarca yapıp, değişik sonuç almayı beklemektir’’ diyen ifadelerinin altını çizdim, çizdim.

Eskiden gerçekten ÇIRPINAN ÜLKÜCÜLER vardı ki, artık nedense ÇIRPINMIYORLAR. Karadeniz ise ÇIPINIYOR ama nasıl?

Sözümse, iflah olmaz hastalığa yakalanan, her kilide anahtar olan DÖNEKLERE değildir. Bir Atasözümüz; ‘’Dere geçilirken at değiştirilmez’’ diyor ama SÜVARİ değiştirilmez de demiyor.

Ey İTTİHATÇILIK, EY GAYRET, EY CESARET neredesin?

NOT: Bu düşüncemin başlangıcını merak edenler, 11Ekim 2009 Tarihli yazıma göz atabilirler.

 

 

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön