HIRANT DİNK'İN ''ERMENİ KİMLİĞİ ÜZERİNE'' (4-5)

22 Mart 2007


Bugün, herhangi bir yoruma girmeden, Hırant Dink’in yazdıklarını aktarmaya devam ederken insanın ister istemez aklına, Meşrutiyetin ilanından sonra siyasi ve ihtilalci düşünce sahibi Ermeni komitecilerin o günlerde nasılda asıl niyetlerini sakladıklarını hatırlar gibi oluyorsunuz. Mesela iki küçük örnek verecek olursak; Kafkasya Ermenilerinden hınçak komite reisi SABAH GÜLYAN, Beyoğlu Surp Yerortutyan kilisesinde yapılan bir hınçak komite toplantısında ‘’Biz hınçaklar artık ihtilal faaliyetlerine son vererek bütün varlığımızla vatanın ilerlemesi için çalışacağız.’’ Demiştir..de…?

Yine, Taşnaksutyun liderlerinden Rusyalı Aktoni ; ‘’Taşnaksaganların ilk vazifelerinden biri de, Osmanlı meşrutiyetini muhafaza etmek, Osmanlı unsurlarının iyi bir şekilde kaynaşmasını temin etmek ve İttihat ve Terakki Cemiyetiyle ortak çalışmak olacaktır.’’ Denmiş fakat hep aksini,bir yerde çekilen acıların yaratıcılığını yapmışlardır. Biz yinede, Hırant Dink neler demeye çalışmış ona bakalım;

‘’ Ermeni kimliği üzerine (4)

Pratik kimliğin teorisi
19 Aralık 2003 ‘’

‘’ Ermeni kimliğindeki çeşniliğin artmasının en önemli sebeplerinden biri Diaspora olgusudur. Ermeni halkının dünyanın dört bir yanına savrulmuşluğunu anlatan bu kavram, asırlarca Anadolu coğrafyasında bir arada yaşamış kadim bir halkın çok büyük bir bölümünün son yüz yıllık süreç içerisinde yaşadığı zorunlu göç serüveninin somut ürünüdür. Diaspora olgusu sadece Ermeni halkının ana topraklarından kopuşunu ifade etmez, bu aynı zamanda asırlarca birlikte yaşamış bir halkın coğrafi anlamda da birbirinden kopuşunu anlatır. Bu ulusu oluşturan ‘’toprak bütünlüğü’’ nün büyük oranda ortadan kalkışına delalet eder. Bunun ise ulusal kimlikte yaratacağı tahribat kaçınılmazdır. Ve ne yazık ki Ermeni halkı son iki asırda bu tahribatı çok ağır bir şekilde yaşamıştır.

Bu tahribatın Ermeni kimliğinde yarattığı etkinin yansıyışını anlamak için bu noktada Ararat’ın (Ağrı Dağı) Ermeni dünyasında oynadığı o simgesel role değinmek gerekir. Bu simge, Ermeni halkının kaybettiği toprak bütünlüğüne olan hasretidir. Ancak bu hasreti sadece ‘’Bir toprak ya da dağ parçasına olan özlem’’ olarak tanımlamak yetersiz kalır. Ermeni halkı için Ararat’ın yaydığı gölge Ermeni halkının 4 bin yıllık varlığını simgeler. ‘’Nuh Nebi’’den beri sonsuz bir varoluşun zirvesidir. Sadece geçmiş değil aynı zamanda gelecektir. O hasretin bittiği yerde kimliğin de biteceği sanılır. O nedenledir ki Diaspora’da ki tüm Ermeni okullarında, kiliselerinde, kulüplerinde, derneklerinde ve hemen hemen her Ermeni evinde bir Ararat görseline ya da amblemine rastlamak mümkündür. Ermeni şarkı ve şiirlerinin önemli bir bölümü hep Ararat’dan yankılanır. Ararat, bugün Ermeni dünyası için sadece Erivanlılar ‘ın her sabah gözlerini onunla açtıkları bir uzaklık değil, dünyanın beş kıtasında ki Ermeniler’in duvarlarına astıkları bir yakınlıktır.

Ermeniler’in Diasporalı oluşlarının başlangıç noktasını salt 1915’in yarattığı zorunlu göçle anlatmak bir miktar haksızlık sayılır. Tipik bir Doğu milleti olan Ermenilerin Batı’ya eğilimlerinin diğer Doğu milletlerinin (özellikle Müslümanlar’ın) önünde olduğunu zikretmek ve Ermenilerin Batı’ya göçünün ekonomik ve ticari nedenlerle 19. yüzyılın başlarına dek uzadığını da belirtmek gerekir. Batı’ya yönelim Ermeni burjuvazisinin ve küçük burjuvazinin eliyle Avrupa ve Amerika’ya tek tük açılımlar sağlamış, bu açılımlar zamanla oralara yerleşmelere kadar varmıştır. Bu süreç içerisinde gerçekleşen Disporalılık daha ziyade yaban ellerde oluşmuş gönüllü Diasporalığa tekabül eder ki, bunun oluşmasında, Anadolu topraklarında etkin faaliyet gösteren Misyonerler’in de azımsanmayacak rolü olmuştur. Sonuç olarak, 20. yüzyılın başlarına gelirken artık Fransa’da Katolik Ermeniler’in , Amerika’da Protestan Ermeniler’in oluşturdukları yerleşik Ermeni kolonilerine rastlamak mümkündür.

Ermeni halkının Batı’ya yönelimi bir tür kimliksel özelliktir ve tek göstergesi de Diaspora’ya göçü değildir.Asıl göstergeyi Batı kültürünün Doğu’ya akışında oynadığı öncü rolde aramak gerekir. Ermeniler Batı’ da ki, tüm çağdaş yeniliklerin Osmanlı topraklarına akışında öncü rol oynamışlar, güzel sanatlardan, edebiyata, tiyatrodan müziğe, mimariden teknolojiye, birçok alanda uygarlığın gelişen süreçlerini bu topraklara taşımışlardır.

Ermeniler’in bu özelliğinin temelini sadece Hıristiyan olmalarıyla açıklamak eksik kalır. Asırlardan gelen yerleşik toplum olma özelliğiyle, kentli olma kültürünün getirdiği davranış biçiminin de Batı’yla kolay örtüşmede anımsanamayacak etkisinin olduğu kuşkusuzdur. Bugün dahi Ermeni dünyasının kimliğindeki çözülmede, bu Batılı değerlere çok kolay intibak etme büyük rol oynar. Diaspora da hatta Türkiye’de yaşayan orta ve yukarı sınıf ailelerin büyük çoğunluğunun çocuklarının yabancı marka kolejlerde eğitim almalarının sosyolojik verisi de ancak bu intibak hızıyla açıklanabilir. Ne var ki, Ermeniler’in Batı’ya kolay adaptasyonu kimlik (yitirilmesi dememek için) değişiminin de ta kendisi olmuştur. Diasporalı oluş Ermeni kimliğine sonuçta yeni bir boyut getirmiş, bugün sayıları yaklaşık beş milyonu aşan büyük bir nüfusu kendi içinde çift kimlikli bireyler haline dönüşmüştür. Bu çift kimliklilik salt hem Amerikalı hem Ermeni olmakla sınırlı bir görünümü değil, daha ziyade yeni kimlikle, eski kimliğin çatıştığı, teorik bir kimlikle pratik bir kimliğin çelişkisini ifade eder. Teorik kimlik Ermeni olma idealinin unutulmamasına, pratik kimlik ise yaşanana tekabül eder. Eski kimliğin yeri ne yazık ki nostaljiktir ancak buradaki ‘’eski tanımı artık ‘’bitmiş olan’’ ya da ‘’eskiyen’’ anlamında değil ‘’etkinliğini yitirmiş olan’’ anlamındadır. Bu haliyle de yaşanan değil yaşatılmaya çalışılandır. Yaşatılmaya çalışılanın yeri ise ne yazık ki günlük yaşamın ta kendisinde değil, her biri özel gayret gerektiren günlük yaşamdan kotarılmış anlardadır.

Diasporadaki tüm kurumlaşmaların hedefinde işte bu teorik kimliği yaşatma azmi yer alır. Başarının göstergesi ise pratik kimlikten teorik kimliğe aktarılanla orantılıdır. Çocukları ve gençleri Ermeni okullarına gönderebilmek, Ermeni kurumlarında daha fazla bir araya getirebilmek, birlikte dans partileri yapmalarını sağlamak, kiliseye gitmek, derneklerde kültürel geceler düzenlemek, müzik ve folklor gösterileri yapmak, işte bu pratik kimlikten çalınan zamanları anlatır. Acı olan ise şu ki, bu özel etkinlikler, kimliği yaşamak için değil, kimliği yaşatmak adına düzenlenir. Ve nihayet kabaca bir tanım yapmak gerekirse…Ermenistan kimliğin yaşandığı, Diaspora ise kimliğin yaşatılmaya çalışıldığı alandır. ‘’


‘’Ermeni kimliği üzerine (5)
Batı: Cennet ve Cehennem

26 Aralık 2003 ‘’

‘’ Yaşadığımız çağda bir diasporaya sahip olmak sadece ‘kaderin sillesini yemiş’ halkların değil, hemen hemen yeryüzündeki tüm ulusların yaşadığı bir gerçektir. Küreselleşme giderek yeryüzünü her zamankinden daha karışık bir yapıya dönüştürmekte, hiçbir milletin birbaşına kendi içine kapanmasına ve kendi etnik homojenliğinde kalmasına izin vermemektedir. Herkesin birbirine karıştığı, dünyanın giderek daha melezleştiği günümüzde, son yıllarda keşfedilen bir çağın yaşam biçimi olarak benimsenmeye çalışılan çok kültürlülük kavramı işte bu karışmanın dayattığı bir sonuçtur. Bugün artık yeryüzündeki her milletin bir de diasporası vardır ve ana kimliğini yaşayamamak salt Ermeniler’in değil tüm diasporaların kaderidir.

Yaşadığımız çağ, zorunlu göçlerin oluşturduğu ‘’Klasik diasporalar’’a bugün artık gönüllü güçlerin oluşturduğu ‘’Modern diasporalar’’ı da ekleyerek, yeryüzündeki tüm halkları birbirlerine doğru bir açılıma sürüklemektedir. Evrenselleşme ve dünya yurttaşlığı gibi kavramlar, işte bu gidişatı anlatan terimlerdir. Ne var ki bu dışa açılımla birlikte yaşanan içe kapanmada yine her diasporanın yaşadığı temel paradokstur. Kendi ulusal bütünlüklerini, terk ettikleri vatanlarında bırakan diasporalılar , yeni yerleşim bölgelerinde ana kimliklerini hiç olmazsa yaşatmaya çalışmak kaygısıyla birbirlerine sığınmakta, ulusaldan grupsala inen kimliklerini, kapalılaşan bir mevzi alanla korumaya çalışmaktadırlar. Ne var ki bu kapalı alan, kimliği yaşamaya yetmemekte, bir zaman sonra ise doğru dürüst yaşanamayan kimliğini bizatihi mezarı haline dönüşmektedir. Farklı diasporalarda farklı tonların olduğu da bir diğer gerçektir. Özellikle de klasik diaspora ile modern diaspora taşıdıkları kaygı açısından birbirlerinden hayli farklılık gösterirler.

Sonuçta birincisi –Ermenilerde olduğu gibi- diasporalığı kendi seçmemiş buna zorlanmıştır, ikincisi ise kendisine yeni bir dünya yaratmakla ilgili gönüllülüğün sonucudur. Yunan kolonilerinin Avustralya’daki , Çin mahallelerinin Amerika’da ki, Fransız burjuvazisinin Kanada’daki, Türk köylüsünün Almanya’daki varlığı modern diasporalılık kavramının tipik örneklerinden sadece birkaçıdır. Kaldı ki ayni etnik diasporalar içinde bile zamana ve nedene bağlı olarak farklı ruh halleri söz konusudur. Sözgelimi 1915 kuşağının ruh haliyle bugün Ermenistan’dan ekonomik nedenlerle göç edenlerin hali arasında farklılıklar görülmesi çok doğaldır. Örneğin, biricisinde ne yapıp edip çocuğunu bir Ermeni’yle evlendirmek kaygısı, ikincisinde bir Amerikalı’yla evlenmeye ve bir an önce Amerikalı olmaya dönüşebilmektedir.

Ermeni kimliği üzerine düşünürken gerçekçi bir diaspora analizi şarttır, diaspora Ermenileri nin geçirdiği tarihsel evrelerin iyi incelenmesi gerekir çünkü bu evrelerin bugün yaşanan kimlik sorunundaki rolü büyüktür. Ermeniler’in iki yüzyıl öncesinde ticari ve dini reflekslerle başlayan diasporalaşmaları, 1915 ile zorunluluğa, daha sonra Ortadoğu ülkelerinden Batı’ya süren bir devamlılıkla kendi içinde ikinci bir göç hareketliliğine ,Cumhuriyet döneminde Türkiye’den göçlerin sürmesine ve nihayet bağımsızlığını kazandıktan sonra da Ermenistan’dan yarı gönüllü, yarı zorunlu göçe kadar bir çok aşama içerir ve bu aşamaların her birinin yarattığı kırılma noktaları mevcuttur.

Ermeni Diasporasının bugünkü fotoğrafına baktığımızda görülen manzara bu kırılma noktalarının ne denli yok edici sonuçlara yol açtığını çok iyi gösterir. Başta Rusya olmak üzere Sovyetler’den kopan birçok cumhuriyette toplam Ermeni sayısının bir buçuk milyonu aştığı tahmin edilmekte ancak Rus ve Slav kültürünün etkisiyle büyük bir kimlik erozyonu yaşanmaktadır. Amerika kıtasında da yine bir buçuk milyonu aşkın nüfus olmasına rağmen, şiddetli bir asimilasyon görülmektedir. Keza yine Avrupa kıtasında 800 bine yakın bir nüfus da, hem okul hem de kilise sayısıyla kimliğini yaşayacak bir konumdan çok uzaktır.

Ermeni diasporasının kimliğini daha iyi koruyabildiği bölgeler – şaşırtıcı gelse de- daha ziyade Orta Doğu’daki İslam ülkeleri olmuştur. İran, Irak, Suriye, Lübnan, Mısır gibi ülkelerde İslami cumhuriyetlerin tanıdığı kısmi özgürlük ortamı içerisinde tam bir kapalı cemaat yaşantısı sürdüren bir milyonu aşkın Ermeni, çok sayıda okullarıyla, kiliseleriyle, dernekleriyle Batı’daki diasporaya nispet edercesine çok daha dikkat çekici bir biçimde kendi kimliğini korumayı becerebilmiş ama ne yazık ki son otuz yıl içerisinde bölge ülkelerinde yaşanan sıcak savaş ortamlarının verdiği güvensizlikle, buradakilerin büyük çoğunluğu da çareyi Batı’ya göçmekte bulmuştur. Bu örnekten bakıldığında şu sonucu çıkarmak olasıdır:

Batı’da kimliklere tanınan geniş özgürlükler ve olanaklar ne yazık ki bir tür kimliklerin erimesini kolaylaştırıcı katalizör işlevi görmüş, Doğu’daki özgürlük kısıtlamaları ise kimliklerin korunmasındaki inadın beklide baş sebebi olmuştur. İhtimal ki Müslüman ülkede her gün dinlenen beş vakit ezan sesi aynı zamanda bir Ermeni’ye ‘’sen bir Ermenisin ve Hrıstiyansın’’ çağrısıdır ve bu hiç de yabana atılmaması gereken bir uyarıcıdır. Görünen o ki, Batı’nın özgürlükler cenneti kimliklerin cehennemine dönüşmekte, çok kültürlülük adına kimliklere tanınan kolaylıklar ise ne yazık ki bu cehennemin ateşini söndürmeye yetmemektedir.’’




Kaynak : - Agos Gazetesi Web Sa.
-Ermeni Komitelerin Emelleri ve İhtilal
Hareketleri (Kaynak Yayınları)

 

 

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön