HALEP YANARKEN....ALKIŞLAMAK...ALKIŞLAMAK

30 Kasım 2016


      Bilmeyenin, bilirmişçesine söylediklerini doğru kabul ederek, bilmediğini dinleyerek, anlamadan alkışlamak, kimlere hangi imkânları sağlıyor? Bunu imkânların peşinde olanlar düşünsün! Siz Konfüçyüs’ün sözüne kulak vererek; “Bilmediğini bilmeyenden kaçınız.”

      Millî olmak ve millî devletin ne olduğunu anlamadan, millikten bahsedilince… Hukuk’un en üst seviyesine ulaşmak için, dün başka, bugün başka konuşulunca… AB’nin 623 milletvekilinin 479’u tarafından, AB-Türkiye Müzakerelerini Dondurma Kararına celâllenince… AB Bakanı, koşar adım AB’YE gönderilince… Çoğunluğu Sünni bir coğrafyada, Şiilerle birlikte yaşarken, Kerbelâ ’yı unutturunca… “Ümmetim, 73 fırkaya ayrılacak” hadisini (sahih veya değil) hiç düşünmeyince… Yüzyıllardır devam eden, Mezhep kavgaları gerçeğinden habersiz davranılınca… Uluslararası sözleşmelerin, altındaki yıllar boyunca atılmış imzalar yok sayılınca… Türk Dünyası, Ortadoğu, İslâm Coğrafyası, Hristiyan Haritasına hiç bakılmayınca… Lozan Antlaşması ile 3 milyon kilometrekare ile 780 bin kilometrekare toprak hesabı yanlış yapılınca… Misak-i Milli Kararlarını ve Kerkük-Musul’ meselesi saptırılınca…

      Bütün bunlar, bir güzel (!)  hamasetle ANLATILINCA…
      Ve hiç anlamadan Alkışlamak…  Alkışlamak… Acaba nasıl bir duygu?

     “Her doğru her yerde, her zaman söylenmez” denmiş olsa da, Her doğruyu, her zaman TARİH sayfalarında bulabiliriz.  TARİHE dönecek olursak;
      31 Ekim 2016 da MİSAKÎ- MİLLÎ VE LOZAN başlığı ile konu hakkında yazmıştım.
       Yine bir pencere açarak devam edelim. Öncelikle, şu “DİN ELDEN GİTTİ” diyerek sağda-solda rasgele ve de bilinçsizce konuşan aklı-evvellerin aşağıdaki ANTLAŞMALARIN neden yapıldığını, nasıl yapıldığını ve bütün maddelerini tek tek okumalarını özellikle tavsiye ederim. Geç de olsa, nelerin, nasıl gittiğini, II. Abdülhamid’in 27 Nisan 1909’a kadar Osmanlı İmparatorluğunu nereye sürüklemiş olduğunu birazcık anlamış olurlar!
ANTLAŞMALAR:
18 Ekim 1912    Uşi Antlaşması
30 Mayıs 1913    Londra Antlaşması
29 Eylül 1913    İstanbul Antlaşması
14 Kasım 1913    Atina Antlaşması
08 Şubat 1914    Yeniköy Antlaşması
02 Ağustos 1914    Osmanlı-Alman Antlaşması
16 Mayıs 1916    Sykes-Pıcot Antlaşması
18 Aralık 1917    Erzincan Antlaşması
03 Mart 1918    Brest-Litovski Antlaşması
04 Haziran 1918    Batum Antlaşması
30 Ekim 1918    Mondros Antlaşması
10 Ağustos 1920    Sevr Antlaşması
03 Aralık 1920    Gümrü Antlaşması
16 Mart 1921    Moskova Antlaşması
13 Ekim 1921    Kars Antlaşması
20 Ekim 1921    Ankara Antlaşması
24 Temmuz 1923    LOZAN ANTLAŞMASI

      Buradan, daha eskiye giderek, bugün ORTADOĞU bataklığına nasıl bulaştırıldığımızı, hani o sık sık duyduğumuz, KERKÜK-MUSUL-EL BAB gibi yerlerde 1800 ‘li yılların neleri başlattığını iyi araştıralım. O topraklarda, Türk kim? Keldanî kim? Arap kim? Kürt kim? Nesturi kim? Yakubi kim? Marunî kim? Hepsinin konuşmuş oldukları ortak dili iyi anlamaya çalışalım.
     (Mezopotamya) Emadi Kapısı, Menşe, Ninova, Nunia, Şerkat, Bağdat, Keyare, Arappınar, Cerabulus, Resulayn, Halep, Erbil, Süleymaniye, Mendeli, Pelkana, Kalak, Kamburali, Babagurgur, Sedik, Gayarah’ın nerede bulunduğuna bakarken,  petrol dışında, kömür ve civa kaynaklarına sahip olunduğunu da kaynakların çekiciliğini de unutmayalım.
       Her konuda II. Abdülhamid’i kendilerine örnek seçenler, O’nu yere-göğe sığdıramayanlar, öncelikle; KERKÜK-MUSUL konusunda konuşurken, 1800 tarihinden itibaren neler olduğuna bakarken, II. Abdülhamid’in 1888 ve 1898 tarihli fermanları ile Musul ve Bağdat Petrollerini Hazine-Hassa’ya bağladığını,  Maliye Nazırı Agop Kazazyan’ı,  Sarkis Gülbenkyan’ın oğlu Calouste Gülbenkyan’ın neleri başlatmış olduğunu da birlikte hatırlayalım.
     Ortadoğu bataklığına girerken, Kör Yusuf Ziyaüddin Paşa, Süleyman Nazif, (Basra)
 Abdurrahman Nureddin Paşa, Cenanizade Mehmed Kadri Paşa, Ebubekir Hâzım Tepeyran, Giritli Sırrı Paşa, Gürcü İsmail Paşa, Hafız Ahmed Paşa, Halhallı Behram Paşa, Kalaylıkoz Hacı Ahmed Paşa, Kara Musa Paşa, Koca Derviş Mehmed Paşa, Kör Yusuf Ziyaüddin Paşa, Mehmed Akif Paşa, Mehmed Namık Paşa, Mehmed Vecîhî Paşa, Necmeddin Molla Kocataş, Recep Paşa, Silahdar Damat Mehmed Paşa, Süleyman Nazif, Tiryaki Hacı Mehmed Paşa (Bağdat),
Ali Paşa, Hüseyin Nazım Paşa, İbrahim Ethem Dirvana, (Beyrut)
Ahmed Cevdet Paşa, Arnavut Abdurrahman Abdi Paşa, Baltacı Mehmed Paşa, Benderli Mehmed Selim Sırrı Paşa, Boynuyaralı Mehmed Paşa, Celep Ahmed Paşa, Gürcü Mehmed Paşa, Hasan Fehmi Paşa, Hazinedar Şahin Ali Paşa, Hekimoğlu Ali Paşa, Hüseyin Kazım Kadri, Kıbrıslı Mehmed Emin Paşa, Koca Derviş Mehmed Paşa, Koca Mehmed Ragıp Paşa, Köprülü Damadı Abaza Siyavuş Paşa, Kör Yusuf Ziyaüddin Paşa, Köse Mehmed Raif Paşa, Laz Aziz Ahmed Paşa, Mehmed Celal Bey, Mehmed Emin Vahid Paşa, Mehmed Vecîhî Paşa, Muhsinzade Abdullah Paşa, Muhsinzade Mehmed Paşa, Mustafa Abdülhalik Renda, Mustafa Zihni Paşa, Seyyid Abdullah Paşa, Silahdar Damat Mehmed Paşa, Silahdar Mahir Hamza Paşa, Tayyar Mehmed Paşa, Yağlıkçızade Mehmed Emin Paşa, Çorlulu Köse Bahir Mustafa Paşa, İbşir Mustafa Paşa, İngiliz Said Paşa, (Halep)
Ahmed Eyüb Paşa, Ahmed Muhtar Paşa, Halhallı Behram Paşa, Hasan Tahsin Paşa, Hüseyin Hilmi Paşa, Mahmut Nedim Akdilek, Mehmed Rauf Paşa, Mehmet Tevfik Biren, (Yemen)
Ahmed Esad Paşa, Ahmed Hamdi Paşa, Benderli Mehmed Selim Sırrı Paşa, ,Boynuyaralı Mehmed Paşa, Bozoklu (Bıyıklı) Mustafa Paşa, Burdurlu Derviş Mehmed Paşa, Canberdi Gazali, Celep Ahmed Paşa, Gürcü Mehmed Paşa, Hafız Ahmed Paşa, Kara Murad Paşa, Keçecizade Fuat Paşa, Koca Derviş Mehmed Paşa, Köprülü Fazıl Ahmed Paşa, Sultanzade Mehmed Paşa, Ziya Paşa, Şeytan İbrahim Paşa, (Şam) da ki,
Osmanlı Valilerinin neler yaptıklarına, neler yazdıklarına, hangi fermanların gereğini nasıl uyguladıklarına dikkatlice bakarken, geçen 216 yılın neleri getirip, neleri götürdüğünü, devleti yönetenler bilmediğine (!) göre, hiç değilse vatandaş olarak biz bilelim.

      Başka; H.Von Moltke, Lloyd George, Lloyd Curzon, General Marshall, Ali İhsan Paşa, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, Kaymakam Halit Bey, Yarbay Killing, Allenby, Tevfik Paşa, Albay Ahmet Cevdet, Mersinli Cemal Paşa, Yüzbaşı La Fontaine, Damat Ferit Paşa, İbrahim Ahmet, Binbaşı Noel, Şerif Paşa, Abdül Kadir Bedirhan, Alponse, Abdül Rezzak Bedirhan, Cillier, Bayan Henriette, Bertrand, Prenses Leyla Bedirhan, Osman Paşa, Şeyh Mahmut, Bogos Nubar, Kâmuran, Celadet, Diyabakırlı Cemil Paşazade Ekrem, Kaymakam Kâmil Bey, Adil Bey, Harbiye Nazırı Şefik Paşa, Vali Ali Galip Bey, Şerif Hüseyin vd.lerinin ne yaptığını doğru ve eksiksiz  bilerek, Ortadoğu’da ki yangını, Irak’ı ve Suriye’yi  anlamış olalım.

    Ortadoğu’dan  Lozan’a giden yol da, neler yaşandığını ancak böyle anlayabiliriz… II. Abdülhamid Han merhumun; “Benim en büyük kabahatim saltanatımın imtidadıdır. Halk, uzun müddet padişahlık edenleri istemez” dediğini hiç dile getirmeyenler, Ku’an-ı Kerim’in sadece alnın secdeye gelecek dediğinin yanında, Yüce YARATANIN aynı zamanda “Eğer bilmiyorsanız, ilim sahiplerine sorun” (Nahl-43) dendiğini  neden bilmezler!

      HALEP YANARKEN, ALKIŞLAMAK…ALKIŞLAMAK…

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön