CUMHURİYET ve KÜRTÇÜLÜK

01 Nisan 2015


      Devlet’i yöneten iktidarın, PKK TERÖR örgütüyle maddeler üzerinde anlaşma noktasına getirilmiş görüşmeler, sürdürdüğü bir ortamda, on üç yıldır da CUMHURİYET’İN değerlerini ortadan kaldırmaya uğraşırken, TERÖR ÖRGÜTÜNÜN uzantısı bir ÖRGÜT, İstanbul Adalet Sarayı’nda ve İstanbul’un ortasında CUMHURİYET’İN bekçisi, CUMHURİYET’İN savunucusu, CUMHURİYET SAVCISI MEHMET SELİM KİRAZ’I ŞEHİT etti. Bu alçaklık ve kahpelik karşınızda hepimizin içi sızladı ve ağladık.

      Ancak, bebek KATİLİNE, onun maşa olarak lideri sayıldığı TERÖR örgütüne; hiçbir kimse, sen neden silahı eline aldın, neden kırk bin kişinin ölümüne sebep oldun diye sormuyor. Demokratik yollarla hak aramak, demokrasinin eksiklerini dile getirmek varken, neden silaha sarıldığını sorgulamıyor. Silahla isyana kalkışmanın artık yürümeyeceğini anlayınca da, ellerinde ki kanla, nasıl müzakereye oturulduğu ise tartışılmıyor.

       TÜRK HALKI’NI, TÜRK MİLLETİ’Nİ ağzına almayan iktidar da ne yaptığını, ne yapacağını söylemiyor, söyleyemiyor. Biz ise, Ortadoğu ve Orta Asya halkları masallarını dinliyoruz. Bırakın binlerce yıl martavalını, üç asırdır; farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle daima isyan içinde olmuş Kürtçülerin, dost postuna büründüklerini izliyoruz.  Kahpeliğin, eşkıyalığın “fedakârlık” olarak yutturulmaya çalışıldığını, TEK VATAN, TEK MİLLET, TEK BAYRAK’A karşı, hücresinden sahte demokrasi havariliğine bürünmüş, eli kanlı teröristin bilinçsizliğini, yetmezmiş gibi, bırakın Kürtleri, Araplara, Asurîlere, Ermenilere de özgürlük talep ettiğini izliyoruz.  Kurtuluş Savaşı’nda askere gideninin silahı ile birlikte kaçtığı, gitmeyenin DEVLETE isyan ettiğini bildiğimiz Kürtçülerin TÜRK GENCİ ile birlikte ŞEHİT olduğuna inandırılmaya çalışılıyoruz.

       On üç yıldır, Türkiye’yi gerektiği gibi  “yönetemeyen” ve CUMHURİYET DEĞERLERİNİ ve DEMOKRASİYİ “hazmedemeyen” iktidar, o iktidarı ayakta tutan, oy veren kesim de, ne yazık ki, yaşanan acılardan ya habersiz ya da “gaflete” eş değer bir davranış sergilemeye devam ediyor. Öyle anlaşılıyor ki;  Anadolu’da yüzyıllardır devam eden KÜRTÇÜLÜK isyanlarını ya hiç bilmemekte veya başlangıcından günümüze gelen vahim durumu algılayamamaktadırlar. Ülkeyi hızla, kamplaştırırken,  her çıkmaz da, her olumsuzlukta, meseleyi getirip, SEÇİM ve SEÇİLMENİN arkasına bağlıyorlar.

      Sonunda, adına “çözüm süreci” denilen, ancak ne olduğu ve ne olacağı halktan yıllardır gizlenen bir oyun sergileniyor. Taraflardan birinin Cumhurbaşkanı, diğerinin eli kanlı bölücü başı olduğu anlatılan bir oyun.  Sonun da iş “izleme heyeti” seçimine kadar getirilmiş oldu. Madem “izleme heyeti” kurulacak, o vakit; bir de halkın arasından, hakkaniyetle DEVLETİN ne yaptığını öğrenebilecek, başka bir “izleme heyeti” kurulsun da,  kamuoyu tam olarak aydınlatılmış olsun dersek, çok mu şey istemiş oluruz!

      Sizlere, “bazılarının” anlaması için 1919-1923 arasında yaşanan KÜRTÇÜLÜK hareketleri ile o olaylarda söz sahibi olan bazı isimleri sıralamaya çalışacağım. Böylece neden, “gaflete” eş değer demiş olmamı da anlamış olacaksınız.

“Paris’te, Şerif Paşa Kürt tezini savunuyor.
 İngiliz İstihbarat Servisi mensuplarından Binbaşı Noel, Kürt’ler için çalışıyor. Seyit Taha’nın kardeşi Şeyh Abdülkadir, Dr. Abdullah Cevdet, Süleyman Nazif (!) ve Bedirhan, İstanbul’da, Türklerin koruyuculuğu altında, Kürt bağımsızlığı için uğraşıyor. Seyit Abdül Kadir, Andrew Ryan’la görüşürken,  İngiliz güdümü altında ‘’özerk bir Kürdistan’ kurulmasını talep ediyor.
      İngiliz Dışişleri Bakanı A.J. Balfour, Kürt’lere, rahat oturmalarını öğütlüyor. İngiliz’ler, 1919 Mayıs’ında İstanbul’da kurulan Kürt Teali Cemiyeti’ne büyük ilgi gösteriyor. Kürt sorunundan kaygılanmaya başlayan Sadrazam Damat Ferit,  Andrew Ryan’a bu kaygılarını açıklıyor.”

     “ Amasya görüşmelerinden bir süre önce, Doğu Anadolu’da başıboş dolaşmakta olan İngiliz İstihbarat’ı mensubu Binbaşı Noel, Urfa dolaylarında Kürt’leri Türk’lere karşı kışkırtıyor.”

 “ Kuva-yı Milliye dinsizdir, diyerek Celâdet ve Kâmuran’ın Kürtlük propagandası yaparak Sivas Kongresini basma planını hazırlıyor.”  Ve MUSTAFA KEMAL;

                                          “ KEMAH’TA Meb’ûs-ı Sâbık Sağırzadelerden
                                           Hâlet Beyefendi’ye                                              Sivas, 9.9.335

      İngiliz himayesinde müstakil bir Kürdistan teşkili maksadıyla propaganda yapmakta olan İngiliz Binbaşılarından Mister Noel’in din ve milliyetlerini satmış Kürt Beylerinden Ekrem, Kâmran Ali, Celâdet’le Malatya’ya geldiği ve hükümet-i merkeziyenin mürevvic-i efkârı, yani millet ve vatan haini olan Harput Valisi’nin de bunlara iltihak eylediği ve Bedirhanîlerden Malatya Mutasarrıfı Halil Bey’le beraber güya postayı vuran hırsızları takip bahanesiyle Ekrâd celbine tevessül eyledikleri haber alındı. Bi’t-tâbi men’-i mazarratları için tedâbîr-i askeriye ve milliyeye tevessül edildi.” diye yazıyor.

“İngiliz parasına vicdanını satan Ali Galip ve Kâhtalı aşiret reisi Bedir Ağa da bir heyette yer alıyor.

      Raka’da Kürtlerin toplanması, Siverek’ten yola çıkmaları, yol üzerinden Dersime kadar bütün eşkıyayı kışkırtmaları, Malatya’yı yağmaladıktan sonra, Harput ve daha sonra Sivas’a hücum kararı verdikleri. Malatya’ya girdiklerinde Kürt bayrağı çekecekleri, bunları İngiliz Binbaşı’nın da desteklediği biliniyor.

 Dâhiliye Nazır-ı sabıkı Ali Kemal’in, Kürtlerle Türkler arasına tefrika düşürmekte olduğu ve Kürtlerin istiklâli kazanacaklarının propagandasını yapıyor.

 Kürt Şerif Paşa, Ermeni Delegesi Boghos Nubar Paşa ile aşağıdaki ortak muhtırayı imzalıyor.”

      Ermeni-Kürt Ortak Muhtırası
  ‘’Ermeni ve Kürt uluslarının yetkili delegeleri olan bizler, yüksek ırka mensup, çıkarları ortak ve resmi-gayri resmi hükümetleri kendilerine bunca zulüm etmiş bulunan Türklerin boyunduruğundan tamamen kurtularak ve bağımsızlıklarından başka bir gaye ve maksat talep etmeyen iki milletin emellerini Barış Anlaşmasına sunmakla onur duyarız.
   Ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmeleri konusundaki ilkeye dayanarak büyük devletlerden birisinin koruması altında bağımsız bir Ermenistan ve bir Kürt Devletinin kurulmasını ve bütün büyük devletlerinin uluslarımızın emel ve arzularını kabul ederek aydınlanma ve gelişmede bize teknik yardım yapmalarını Barış Konferansı’ndan istemek konusunda fikir birliğine vardık.
Toprakların paylaşılması sorununa gelince, daha önce sunduğumuz muhtıralarla belirttiğimiz sınırların çizilmesi sorununu da Barış Konferansı’nın iyi niyet ve adalet duygularına bırakırız. Çünkü verilecek kararın adaletli olacağına inanıyoruz.”

     “ Ey Kürtler!

      Biz Ermeniler ile Kürtler, binlerce yıllardan beri toprak ve su kardaşı ve komşu olarak yaşamışız. Türkler aramıza girmezden önce, bizim atalarımız uzun müddet birbirleriyle Kirva olmuşlardır. Hiç kimsenin ve hiçbir tarihin inkâr edemeyeceği bir gerçektir bu. Fakat son zamanlarda Türkler dışarıdan gelerek! aramıza fesat tohumunu ektiler ve kurdukları tuzaklarla bizleri birbirimize düşürdüler; rahatımızı bozdular. Kendi menfaatleri için, her iki taraftan birçok suçsuz kanların dökülmesine sebep oldular.
      Bunun için size seslenerek; Yok yere kan dökülmemesini teklif ediyorum. Size son sözüm: Acele ediniz, Hükümete başvurarak itâat ediniz; menfaatlerinizi ayakaltına almayınız. Bundan sonra Ermeni ve Kürt kanı dökülmesine Allah râzı değildir. Ordum henüz işe başlamadan, uyuşmak üzere kendi tarafınızdan benimle konuşmak için adam göndermenizi teklif ederim. Yoksa başlayacak bir savaşta, isteğime aykırı olarak, şiddetli davranmağa mecbur olacağım. İnanınız ki, bu da hakkınızda iyi olmaz.” Diyen, acaba kim di?

     “ Yine 11 Mayıs günü ERZİNCAN Mebusu Mir Hüseyin’in bir önergesi TBMM’de okundu. Çünkü İngilizler Türklerle Kürtler arasında ayrılık yaratmak için milyonlarla para harcıyordu. Bilgisiz halkı aydınlatmak lazımdı, diyor.”

     “ 1920 de hazırlanmış olan ve Türkiye’yi yok etme kastını maddelerinde yansıtan Sevr Antlaşması’nda, Anadolu’da bağımsız bir Ermeni devleti ve özerk bir Kürdistan tasarısı da yer almıştır. Antlaşmaya ‘’Kürdistan’’ başlığı altında üç madde konmuştur.
      Bu maddelerde, Fırat’ın doğusunda ve Ermenistan, Irak ve Suriye arasında kalan bölgede özerk bir ‘’Kürdistan’’ kurulması öngörülmüştür. Özek yönetim biçimi İtilaf Devletleri delegelerinden kurulacak bir komisyon tarafından hazırlanacaktır.
      Antlaşmanın imzalanmasından bir yıl sonra, bu bölgenin Kürt halkı, Milletler Cemiyeti’ne başvurarak, Kürtlerin çoğunluğunun Türkiye’den ayrı, bağımsız bir devlet kurmak istediğini ispat ederse ve Milletler Cemiyeti bunu kabul ederse, Türkiye bu bölgedeki her türlü haklarından vazgeçecektir.
      Sevr Antlaşması tam olarak 433 maddeden oluşmaktadır. Antlaşma, üç dilde, büyük boyda, koskoca bir kitaptır. Bunun içinde ‘’Kürdistan’’ bölümü sadece üç maddelik bir yer tutmaktadır.

     Sevr Antlaşması’nda bazı değişiklikler yapılması söz konusu olunca, İngilizlerin ilk gözden çıkardıkları maddeler, Kürdistan maddeleri olmuştur.”

    Peki, bunlar bugünlerde duyduklarınıza, PKK’nın taleplerine benzemiyor mu?

Koçgiri aşireti Mustafa Paşa’nın oğulları İmranlı Bucak müdürü Haydar ile Alişan’ın liderliğini,  Kürdistan Tealî ve Teavûn Cemiyeti’ni,  Musa-oğlu Alişir’i, Jepin adlı bir gazeteyi, onun Kürtçülük propagandasını,  Alişan Bey’i, Baytar Nuri Dersimî’i,  Zara, Divriği, Kangal ve Hafik ilçeleriyle Beypınar, Celalli, Sincan, Hama, Zınara ve Domurca bucaklarında da yapılanları, ‘’Cangaben’’ ve ‘’Kurmeşan’’ aşiretlerini,  Kangal’ın Yellice nahiyesini, Hüseyin Abdal tekkesini, uzun uzun anlatmıyorum.

 Ancak, Nuri Dersimî buralarda alınan kararı şu şekilde belirtmektedir; ‘’Programımız şu idi: İlkönce Dersim’de Kürdistan istiklâli ilân edilecek, Hozat’a Kürdistan bayrağı çekilecek, Kürt millî kuvveti ERZİNCAN, Elaziz, Malatya istikametinde Sivas’a doğru hareket ederek Ankara Hükümetinden resmen Kürdistan istiklâlini tanımasını isteyecekti. Türkler bu isteği kabul edeceklerdi. Çünkü isteğimiz silâh kuvvetiyle desteklenmiş olacaktı. İlk adımı başarıyla attıktan sonra bütün Kürdistan’ın bizimle işbirliği yapacağına şüphe yoktu. Çünkü millî kurtuluş ve ecnebi boyunduruğunu kırıp atmak millî vakarı olan her Kürt’ün emeli idi.’’diye zırvalamıştı.

   “ Bunlar olurken,  Kürt hareketi, taleplerini elde edemezse isyana dönüşebilecektir, deniliyor, Kürtler, bir yandan Meclis’teki muhalif grupla tam bir anlaşma sağlamışken, diğer yandan İngilizlerin etkisi altında hareket ederek, İngilizlerin yardımıyla da Süleymaniye’de ‘’özgür Kürdistan’’ hükümetini kuruyorlardı.”

     Acaba, BARZANİ size bir şeyler, çağrıştırıyor mu?

     “ 12 Ekim 1921 tarihinde Tebriz’den yazılan ‘’gizli’’ ibareli raporda Simko’nun son başarılarının İngilizlerin ‘’bağımsız Kürdistan’’ planlarındaki son engeli de kaldırdığı belirtilir. Raporu kaleme alan Gdaliy Gelbras’a göre Maku’dan başlayarak Süleymaniye bölgesine kadar ‘’özgür’’ Kürdistan hanlığı oluşturulmuştur. İngilizler paraya acımamakta ve kuvvetli bir şekilde düzenli Kürt orduları örgütlemektedirler.”

      8 Nisanda yedi Kürt aşireti TBMM’ye başvurarak, Koçgiri bölgesinde bir il kurulmasını, başına bir Kürt vali, yardımcılığına da bir Türk getirilmesini istedi. Başvuruda ‘’Eğer bu mesele kapatılmazsa, Dersim’den başka ERZİNCAN, Van, Diyarbakır, Erzurum’a kadar ayaklanma yayılacak, iki Müslüman millet arasında kan dökülmesinden Müslüman düşmanlarının yüzü gülecektir’’ denildi.

      1921 yılı Ekim ayında, Milliyetçiler, İngiliz’lerle Yunanlılara karşı diplomatik sahada başarılar sağlamaya başlarken, Rum-Ermeni-Kürt üçlüsü yine bir tehlike olarak ortaya çıkıyordu. Bu tehlikenin baş kışkırtıcısı Kürt Mustafa Paşa’ydı.  Ordu’dan ayrıldıktan sonra İngiliz İstihbarat raporu, onun eylemlerini de şöyle anlatıyordu;
      ‘’ Ayrılmadan önce, İstanbul’daki Ermeni Patriği’nin desteklediği Ulusal Ermeni Demokrat Partisi’yle ilişki kurmuştu. Uzun bir süreden beri Ermeni’ler; Rum’lar, Kürt’ler ve kendileri arasında Türk’lere karşı işbirliği yapmak emeli beslemektedirler. (Mustafa Paşa) İstanbul’dan ayrılmadan önce, kimi Ermeni politikacılar aracılığıyla, Yunan Yüksek Komiserliği’yle yazışıyordu. Mevlânzade Rifat’la öteki Kürt önderlerin, kendilerine mali yardım yapılırsa, Yunanların savını desteklemeyi kabullendikleri biliniyor; herhalde Kürt Mustafa Paşa’yla da aynı arajman yapılmıştı.

      Onun şimdi Kürdistan’ı ziyaretinden amaç, herhalde olay çıkarmaktır. 18 Temmuz 1921’de Şam’a ulaştığı; Süleymaniye yoluyla Musul’a gitmekte olduğu bildirilmişti. Orada kimi kişilerle görüştükten sonra, Süleymaniye dolaylarındaki askerleri İngiliz’lerden yana ve Ulusçulara karşı kışkırtacaktı. Bu amacında başarılı olması için, Hindistan yönetiminin, ona çok para verdiği söyleniyordu. 30 Ağustos’ta, Bağdat’ın kuzey-doğusunda bulunan Bakuba’ya ulaştığı bildiriliyordu. 29 Eylül’de Bağdat’a ulaşarak Emir Faysal’la birkaç görüşme yapıyordu. Ulusçu yönetim, onun İngiliz’lerce gönderildiğine inanıyor; İngiliz’lerin, onu Padişah’ın elçisi olarak göstermekle görevini kolaylaştırdıklarını sanıyordu. Kürt’ler arasında başlayan son isyanda etkisi olabilir.

       1922 de Millî Mücadele yıllarında bir yandan kendilerince ‘’Kuzey Kürdistan’’ denilen Türkiye’nin güneydoğusu üzerinde çalışmalar yapan Bnb. Noel’in faaliyetleri görülürken diğer yandan Erzurum’da İngiliz temsilci olarak bulunan Albay Rawlinson’un buna benzer bir faaliyete yöneldiği ve Ankara Hükümetini zor duruma sokmak için bölgeyle ilgili oldukça geniş bir rapor hazırladığı anlaşılıyor.
      Rawlinson, Doğu bölgeleriyle ilgili raporunda, müsait durumdaki her Türk’ün doğu ve batı cephelerinde seferber edilmiş olması sebebiyle, Kürtlerin Anadolu’nun doğu bölgesinde çoğunluk haline geldiklerini, bölgedeki Türk karakollarına Kürtlerce düzenlenen baskınlara maruz kaldıklarını zikretmekteydi.”

      Buradan Kürtlerin, Çanakkale’de nasıl şehit olduklarını da anlamış oluyoruz!

     “ Rawlinson, devamla Kürt liderlerinin durumlarından hoşnut olmadıklarını, Türker’e düşmanlık beslediklerini, az bir para ya da silah karşılığında ikna edilebileceklerini, böylece her reisin kendi bölgesindeki Türk karakol ve garnizonlarına saldırabileceklerini iddia ediyordu. Rawlinson raporunun sonlarında muhtemel bir Kürt isyanında: Oltulu Recep Paşa’nın Erzurum’u ele geçirebileceğini, Eleşkirtli Hüseyin Paşa’nın Kara-Kilise ve Beyazıt’ı, hâlihazırda isyan durumunda olan Dersim Kürtlerinin de ERZİNCAN’I ele geçirebilecek durumda olduklarını söylüyordu.”

     Bundan sonraki satırları daha dikkatle okuyalım ve henüz CUMHURİYET kurulmadan önce yaşananlar ile bugün yaşadıklarımızı lütfen bir daha değerlendirelim.

     “ BMM de yapılan gizli Görüşme sonunda, kimi milletvekilleri, Salih Efendi’nin önergesinin ilerideki bir tarihte görüşülmesini öneriyorlar; Meclis’te büyük gürültü olduğu için bu öneri kabul ediliyordu. İngiliz’lere bakılacak olursa, söz konusu yasa tasarısında Kürt’lere özerk yönetim öneriliyordu. Kürt’ler, BMM’nce kararlaştırılacağı biçimde, kendi genel valilerini, vali yardımcılarını, Türk veya Kürt olabilecek bir müfettiş seçebileceklerdi. Bir Kürt Meclisi kurulacak, her yıl, dört ay süre ile oturum yapacak; görevi ekonomik olacak ve Doğu İlleri’nin yönetimini denetleyecekti. Aynı bölgeler için, BMM’nin onayıyla, bir yargı örgütü kurulacaktı. Bunun yarısı Türk’lerden, yarısı da Kürt’lerden oluşacaktı. Jandarma gücü, Kürt ve Türk subaylardan oluşacaktı. Okullarda Kürt dili okutulacak, ama Meclis ve yönetim hizmetinde Türkçe kullanılacaktı. Yalnız BMM’nin onayıyla vergi toplanabilecekti.”

      Şimdi bu iktidar, bunların hangilerini gerçekleştirdi, hangilerini gerçekleştirmeye çalışıyor? Onu da artık siz düşünün…

      D.G. Osborne adlı öteki bir yetkili, 4 Nisan’da şunları yazıyordu;

       ‘’ Bundan gerçekten bir şey çıkarsa, bu öneri, Kemalist’lerin Kürt’lere teslim olduklarını gösterecek ve aynı bölgeler üzerinde hak iddiasında bulunan Ermeni’lere çağrıda bulunacak. Ermeni illeri (!) Kürt ulusal yurdu biçimine getiriliyor. Bir darbede Kürt ve Ermeni sorunlarını çözmek bakımından oldukça zeki bir davranıştır. Herhalde, bölgede, Türk ve Ermeni’lerden çok Kürt vardır ve BMM, azınlıkların haklarını tanıdığına değinecektir. Belki Ermeni’ler, Kürt’lerle bir anlaşmaya varabilir. Ermeni önderler, Kürt’lerle aralarında birçok kültürel benzerlikler, olduğu iddiasında bulunuyorlar.’’

      “Süreç” denilen, ne olduğu bilinmeyen uğraşın, sonunda Türkiye’yi nereye götüreceğini anlamak için, herhalde kâhin olmaya gerek yok, değil mi?

     “ Azadî Teşkilatı ve Şeyh Sait İsyanı:
      Cumhuriyet Hükümeti, 1911 Trablusgarp savaşlarında Kürtçü faaliyetlerin tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır. Bu tehditlerin ilki ve en büyüğü şüphesiz Nakşibendî şeyhi Palulu Sait’in isyanıdır. Şeyh Sait isyanının organizatörü ise 1923 yılında kurulmuş olan gizli Azadî teşkilâtıdır.
       Azadî’nin mensupları arasında Cibranlı Halid Bey, İhsan Nuri, Bitlisli Yusuf Ziya, Seyid Abdulkadir, Kemal Fevzi, Kadri Cemil Paşa, Kâzım Cemil Paşa, Dr. Fuat, (Hacı Ahdî) olarak bilinen Avukat Mehmet Tayyip (bucak müdürü), Hasenan aşireti reisi Halit Hüsnü Bey, Vanlı Rasim, Tevfik Cemal ve Tğm. Ali Rıza’nın adları bilinmektedir. Azadî’nin  diğer mensupları şunlardır: ‘’Erzurum’dan Miralay Halid Bey (Başkan), Kaymakam Salim Bey, Kaymakam Küçük Kâzım Bey, Miralay Küçük Ragıp Bey, Hacı Mevlüd Efendi, Hacı Dursun Efendi, Kaymakam Arif bey, Abdulhüdâ Cafer Bey, Arslan Bey; İstanbul’dan Seyyid Abdulkadir Efendi, Abdurrahim; Kars’tan Yüzbaşı Tevfik Efendi; Beyazıd’dan Şeyh İbrahim; Malazgirt’ten Haydaranlı Kör Hüseyin Paşa, Varto’dan Hasenanlı Halit Bey; Hınıs’tan Rüştü Efendi, Yüzbaşı Reşid Efendi; Muş-Bitlis’ten Yusuf Ziya Bey, Binbaşı Hacı Hasan Bey, Şırnaklı Abdurrahman Ağa, Muşlu Hacı Dursun Ağa, Van’dan Said-i Nursî’nin kardeşi Molla Abdulmecid Efendi, Sadun Bey, Şemsekî Binbaşı Arif Bey, Arif’in kardeşi Ali Bey; Siirt’ten Yüzbaşı İhsan Bey, Hacı Abdullah Efendi, Derviş Bey, Kaymakam Rezzak Bey, Miralay Veysi Bey; Şırnak’tan Hacı Bayram Aşiretinden Süleyman Ağa; Cizre’den Hacı Dursun Efendi, Abdulvahab Efendi, Abdulmuttalib Efendi; Diyarbakır’dan, Cemilpaşazâde Ekrem Bey, Doktor Fuad Bey, Abdulgani Bey, Doktor Nesim Bey, Binbaşı Mustafa Bey, Kaymakam Adnan Bey,  Mardin’den Hacı Hıdır Efendi, Kaymakam Tuncelili Hıdır Bey; ERZİNCAN-Harput-Dersim’den Kangörzâde Ali Haydar; Bitlis çevresinden Hacı Musa Bey ve oğulları, Cemil Çeto, Şeyh Selahattin, Garzan aşiretinden Mustafa Ağa ve oğulları;
      Van çevresinden Artuşî aşiretinden Karavelli Dezgin Ağa, kardeşi Ebubekir, Gevdan aşiretinden İsmail Ağa, Memokuran aşiretinden Ömer Ağa, Şikak aşiretinden İsmail Ağa (Simko), Berverdi aşiretinden Şeyh Abdurrahman Efendi, Şahin Ağa, Jirikan aşiretinden Yahya Ağa, Eruh aşiretinden Yakup Ağa; Şırnak çevresinden, Ali Han Ağa, Hacı Bayram aşiretinden Abdurrahman Ağa, oğlu Mustafa, Süleyman oğlu Şahin, Agid Ağa, Batman aşiretinden Ömer Timur Ağa, Batman aşiretinden Şeyh Tahir; Mardin çevresinden, Remo Ağa, Milan aşiretinden Eyüp Bey, İsa Ağa, Dakuri aşiretinden İbrahim Ağa, Faris Ağa, Millî aşiretinden İbrahim Paşa oğlu Mahmud Bey. (………)” Bilmem ki, bu isyanın da detayını yazmaya gerek var mı?

      Ancak, şuna özellikle gerek var ki; bunları okuyanların, araştıracakların, DİN ELDEN GİDİYOR savsatası ile aklımızla alay edenlerin, bugün hâlâ TARİKATLERİN başında, çoğunlukla neden KÜRTLERİN bulunduğu gerçeğini DİKKATE almalarının gerektiğini belirtmek isterim. Bazılarının neden HAZRET mevkiine çıkarıldıklarını, yine özellikle EĞİTİMLİ bir neslin, YÜCE ALLAH’IN adı kullanılarak, bir takım unsurlarla ve unsurlarca, neden KUR’AN-I KERİM’DEN her gün yavaş, yavaş uzaklaştırıldıklarının, artık yukarı da sıralananlarla birlikte, görülmesine ve değerlendirilmesine gerçekten gerek vardır derim.

     Şimdi sizler, bu şehirlerin, ilçelerin isimlerini neden sık sık duymaktasınız? Neden, Kürtçülüğü ANLAMAMAK diyoruz. Neden, bu bir çözüm değil de ÇÖZÜLME SÜRECİ diyoruz. Dilerim, getirildiğimiz noktanın vahametini, ANLAYANLAR, ANLAMAYANLARA anlatırlar.

      CUMHURİYET SAVCISI MEHMET SELİM KİRAZ’A, ALLAH’TAN RAHMET, AİLESİ, YAKINLARI, ADALET MENSUPLARI ile CUMHURİYET DEĞERLERİNE BAĞLI, HERKESE BAŞSAĞLIĞI DİLERİM.

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön