AVRUPA BİRLİĞİNE HAYIR DEDİRTENLER.....

13 Ekim 2007


Bu hafta, Avrupa Birliğine HAYIR diyebilecekler çoğunlukta olduğu için, küplere binenlere hiç de haklı olmadıklarını, farklı bir dille bakalım, anlatabileceğiz mi ?

16 Nisan 1948’de,Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İsveç, İsviçre, Trieste, Türkiye ve İngiltere bir araya gelerek, AVRUPA İKTİSADİ İŞBİRLİĞİ Antlaşmasını imzalıyorlar. Bu devletler, böylelikle; ekonomik güçlerini, kişisel kudret ve kabiliyetlerini, diğer üyelerinde tam olarak faydalanmalarını, buna dayalı olarak istihsallerini artırmayı, sınai ve zirai teçhizatlarını geliştirip modernleştirmeyi, ticari faaliyetleri genişletmeyi, mevcut gümrük duvarlarını tedricen azaltmayı, ücretli ve daimi işçi kullanmayı geliştirmeyi, kendi ekonomilerinin istikrarı, yükseltilmesi, muhafazası, milli paralarına itibar ve itimat temin etmeyi de taahhüt ederek bir karar alıyorlar.

Üye ülkelerin temsilcileri de her gün O.E.E.C. Paris ofisinde toplanarak kendilerine ait ekonomik problemleri tartışırken, bu problemler hakkında müşterek hal çareleri araştırmayı da ihmal etmiyorlardı.. Bu heyetler her ne kadar A.B.D. ve Kanada İktisadi İşbirliği Teşkilatının üyesi olmasalar da, bu teşkilatın çalışmalarına katılmayı da kabul etmişlerdi.

Geç bunları…Bunlar geçmişte kaldı..diyenleri duyar gibi oluyorum…Geçmişte olanları yazdığımın farkındayım..Ama bazıları hala Avrupa Birliğinin ne dediğinin farkında değiller…!

Bunlar olduktan sonra, bu alınan kararların sorumluluğunu yürütmek üzere Mayıs 1953 de AVRUPA PRODÜKTİVE merkezi kuruluyor. Bu merkez, istihsali veya prodüktiviteyi artırıcı tedbirleri alacak, sadece hükümetlere değil, aynı zamanda endüstri, ta rım ve ARAŞTIRMA teşkilatlarına da etki ederek, AVRUPA yaşama standartları nın yükseltilmesi ni de hedeflemiş oluyordu. Bu maksatla özel ve kamu teşebbüsleri, ile genel hizmetler üzerinde de etkili olmayı hedefleri içine alıyorlardı. En önemli hedeflerinden biri de, gerek yöneticileri, gerekse işçileri fazla istihsalin faydalarına ikna etmek ve onların işbirliğini olabildiğince temin etmeye çalışmaktı….

İşte, Türkiye için yol ayırımı burada başlıyordu..O gün Türkiye bütün kişi ve kurumlarıyla zaten AVRUPA BİRLİĞİNE hayır kararını almış oluyordu. Bu gün HAYIR diyenlere tepki gösterenler, nedense geçmişte olanları ya hatırlamak istemiyorlardı. Veya gerçekten bu anlattıklarımın hiçbirinden zerre kadar haberleri yoktu. Bu ikinci şıkkın neredeyse kesin olduğuna inanıyorum.

Zira Türkiye dahil, üye ülkelerin büyük bir çoğunluğu, konuyu MİLLİ GÜVENLİK kapsamı içine almışlardı. Hatta, Türkiye de dönemin Milli Savunma Bakanı ETEM MENDERES bu konuda 2 maddelik bir de (Başemir) yayınlamıştı. (16 Ekim 1959) Ana temanın yürütülmesi amacıyla ABD. Kanada ve Avrupa üye ülkeleri tatbiki araştırma merkezlerini kurarken, ülkeler arasında tetkik ziyaretleri yapılmış, heyetler oluşturulmuş ve fikir alış-verişinde bulunmuşlardır. Mesela, kurulan heyetler 6 Ekim 1951 den 15 Kasım 951 tarihlerin de, Fransa, İtalya, Almanya, Danimarka, İsveç, Hollanda, Belçika ve İngiltere’yi ziyaret etmişlerdir. Bu heyet söz konusu ziyaretlerinde 80 kadar araştırma kuruluşunda tetkiklerde bulunmuştur. Bir başka heyet, 21 Nisan-11 Haziran 1952 tarihlerin de A.B.D. ve Kanada da ayrıca tetkikler yapmıştır. Her tetkik gezisi sonunda, elde edilen kanaatler gözden geçirilmiş, varılan sonuç üyeler arasında ayrıca tartışılmıştır.

Türkiye, ne yazık ki, bu antlaşmaya imza atmasına rağmen, ne ön görülenleri yapmış, ne tetkik heyetlerinin içinde yer almış, ne de kurumlarını oluşturacak çabayı göstermiştir. Dönemi yaşayanlardan, veya o dönemi araştıranlardan aksine bir bilgi varsa bende öğrenmek isterim.

Bana göre, bugün Avrupa ile aramızda ki, fark tam 60 yıldır.Bu farkı doğuran nedenleri yukarıda anlatmaya çalıştım. Diğer ülkeler, MİLLİ Araştırma Politikalarına önem verirken, bir araştırma politikasına karşı duyulacak ihtiyaç ve isteği TÜRKİYE maalesef göstermemiştir. Onlar, milli araştırma politikalarını formüle edecek kurum ve kuruluşlarını ortaya çıkarırken, çok partili siyasi hayata geçen TÜRKİYE, Marshall yardımları, DP-CHP çekişmeleri,’’ söz milletindir’’ gibi sığ sloganlarla, hamasi nutuklarla, o günden başlayarak bugünü ıskalamıştır.Açıkça, o günden başlayarak AVRUPA BİRLİĞİNE HAYIR denilmiştir.

Araştırma atmosferini yaratan, araştırma personelini temin politikalarını ortaya koyan, milli araştırma bütçeleri yapan, bu konuda mali tedbirler alan AVRUPA ise bugün ki, konumuna gelerek TÜRKİYE yi 60 yıl geride bırakmıştır.

Bugün iktidar, 60 yıl önce hatalar zincirini oluşturan Demokrat Parti’nin siyasi çizgisini kendisine örnek alarak politikalar ürettiğini ima etmektedir. Bir anlamda ona benzediğini ifade etmektedir. Hani bunda da haksız değildir…Başta ülkenin Başbakanı, araştırma görevlileri ile, akademisyenlerle ve üniversite ile kavgalıdır. Teknoloji Enstitülerine siyasi gözlükle bakmaktadır. Bunun 60 yıl öncesiyle nasıl bir benzerlik gösterdiğine varın, siz karar verin.

Var sayalım ki, 60 Yıllık geri kalmışlığın 20 yılını Avrupa Birliğine girmek ümidiyle geçireceğiz. Pekii 40 yıllık bir açık nasıl kapanacaktır..? Kanaatim odur ki, siyasi mülahazalardan tamamen uzak, araştırma enstitüleri, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, teknoloji enstitüleri, sivil araştırma kurumları, milli araştırma ve milli savunma kuruluşları ile iktidarların müştereken ortaya koyacağı üstün bir gayretle, umarım kaybedilen zaman dilimi kısaltıla bilir.

Sonuç olarak TÜRKİYE de aklı- selim hiç kimsenin AVRUPA BİRLİĞİNE HAYIR diyeceğine inanmıyorum. Geçmişten günümüze, Avrupa Birliğine girmek için HAYIR DEDİRTEN nedenleri iyice irdelemek ve İNATTAN daha akıllıca bir davranışla, her kesimi dinleyerek, bu engebeli yolun sadece kısalacağına inanıyorum.

Bütün okuyucularımızın Bayramını kutlar, sağlık ve mutluluklar dilerim.


Kaynak: Mukayeseli Bir Etüt
Nedim Eray- 1960

 

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön