ULUSAL EGEMENLİĞİMİZ ve ERMENİ YALANLARI

24 Nisan 2006


Ulusal Egemenliğimizin mana ve önemini hala kavrayamayanların yaşadığı bir Ülke’ de bu günü irdeleyecek değilim.Sizleri geçmişe ve o zor günlere götürerek, bazılarının yalanlarını kendi ağızlarından, kendi kalemlerinden aktarmak istiyorum. Son günlerde okuduğum, ‘’Ermeniler İttihat ve Terakki İşbirliğinden Çatışmaya ‘’ isimli kitabı yeni bitirdim. Bu kitabın satır aralarında, bazı itiraflara birlikte bakacağız. Önce kitap hakkında bilgi vermek istiyorum. Kitabı iki kişi iki bölüm halinde yazıyor. Yazarların kimlikleri ve yaşları benim dikkatimi çekiyor…..!

Gaidz F. Minassıan 1968 Paris doğumlu, Paris Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesin de doktorasını tamamlamış. Nanterre Üniversitesinde halen ders vermekteymiş. Taşnaktsuyun’ un 1970 lerden sonraki faaliyetlerini mercek altına almış bir akademisyen.

Arsen Avagyan ise, 1972 Erivan doğumlu, Moskova Devlet Üniversiteli. ‘’ Osmanlı İmparatorluğu ve Kemalist Türkiye’ nin Devlet-İktidar Sisteminde Çerkezlerin Rolü ‘’ başlıklı Rusça bir tez hazırlamış. Karadeniz Ekonomik İş Birliği Teşkilatı bünyesinde Türkiye de Mayıs 2005 e kadar görev yaparak, Ermenistan’ a dönmüş.

Minassıan, kitapta kullandığı fotoğrafları, 6 Türk, 26 Ermeni Kaynağından alarak kullanmış. Avagyan da, 113 kaynak kullanmış. Bu kaynakların 37 si Türk, 76 si Ermeni şahıs veya kurumlarına ait. 232 Sayfalı kitabın, 30 sayfası da dizin vs. ayrılmış.

Yayıncı da ; ‘’Ermeni partilerinin İttihat ve Terakki ile olan inişli çıkışlı ilişkilerini konu edinen yazarlar, 1. Dünya Savaşı öncesinde İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Ermeni Devrimci Federasyonu arasındaki ilişkilere, bir döneme ilişkin tartışmalara farklı boyutlar getiriyor.’’ Demektedir. Yine kitabı tanıtırken ; ‘’ 19. Yüzyılın son çeyreği ile 1. Dünya Savaşı ve 1915 felaketi arasındaki süreç Ermeni sorununun ve Ermenilerin Osmanlı Devleti ile ilişkilerinin en çok merak edilen ve tartışılan dönemidir. Ermenilerin özellikle Doğu vilayetlerinde, karşı karşıya olduğu baskılar, 1878 deki Berlin Kongresi ile sorunun Uluslar arası bir nitelik kazanması, yapılacağı vaat edilen idari reformlar meselesi, Sultan 2. Abdülhamit’ in istibdat rejimi, Ermeni siyasi partilerinin ortaya çıkışı ve imparatorluktaki diğer muhalif gruplarla, özellikle Jön Türklerle işbirliği, 1908 de 2. Meşrutiyet’ in ilanından önceki gelişmelerden bazılarıdır. Bu kitapta yer alan iki incelemede, Ermeni siyasi partilerinin Meşrutiyetin ilanı öncesi ve sonrasında gösterdikleri faaliyetle, Jön Türk devrimi’ ni gerçekleştiren İttihat ve Terakki Cemiyetiyle ilişkileri mercek altına alınıyor.Bu ilişkiler Türkiye de bugüne dek ayrıntılı araştırmalara nadiren konu olmuş ve söz konusu inceleme sahası çoğunlukla nesnellikten uzak indirmeci yaklaşımlara terk edilmiştir. ‘’ Şeklinde devam ediyor.

Her iki yazar da, kitabın başlangıcından sonuna kadar, Ermenilerin İttihat ve Terakki üyelerine güvendikleri halde, sonunda güya bu güvenin sarsılması nedeniyle Ermenilerin silaha sarıldığını, çatışmayı seçtiklerini (öz-savunma) açıkça belirtmektedirler. Yazdıkları eksik, olaylar birbirinden kopuk, çok yerde taraflı ve yalandır. Hadisenin temelini saklayarak, Millet-i Sadıka noktasından almayarak, bir çok şeyi yok farz ederek, sadece 1894- 1909- 1915 çizgisine taşımak, toplumları bilgilendirmek amacıyla ortaya konan kitaptaki savunmaların,ileri sürülenlerin doğru olmadığını, ahlaki olmadığını ortaya çıkarmaktadır. Jön Türklerle 1891-92 Yurt dışında başlayan Ermeni münasebetlerinin 1915 e kadar geldiği nokta sadece bu çerçevede de irdelenemez. Bunun bütünün içerisinde, küçük bir parçadan ibaret olduğu gözden kaçırılmaktadır.

Yazarların geldiği noktaya bakmak için, meselenin ortaya gelişine, olayların gelişimine doğrusu 17. Yüz yıl sonlarına kadar geriye giderek, nelerin olduğuna bakmamız gerekmektedir. Bir Osmanlı’dan farksız 17. Yüz yıl sonlarına kadar gelen Ermeniler, nedense dini yönden mezhep içerikli Amerika ve Avrupalı misyonerlerin dini, bu tarihten sonrada (1819- 1830) siyasi ilgi alanlarının tarafı olmayı seçmişlerdir. Bu ilgiyle bütünleşmeye başlayan Ermenilerin artık bütün davranışları değişmeye başlamıştır. İşbirliğinden çatışmaya giden yolu, bu zaman dilimi içinde olayların tamamını alt alta yazarak değerlendirmemiz gerekmektedir.

Konu ettiğim kitabın, bir çok yerinde ağırlıklı olarak 1909 Adana olaylarına dikkat çekilmektedir. Halbuki, tarih bize öyle söylememektedir. Adana olaylarının aslı , Avrupalıların desteği ile Çukurova’ da bir Ermeni devleti kurmak için Ermenilerin silahlanması ve önce Müslüman ahaliyi katletmeye başlamalarıdır. İnsaf sahibinin, bu çok yakın tarihi saptırmaya hakkı olamadığını bize herkesin göstermesi gerekliliği de gözden kaçmamalıdır. Her şeyden önce Adana Olaylarına gelinceye kadar, Ermenilerin 1882 de Anavatan Müdafileri Olayı ile başlattıkları, büyük çoğunluğu 1895 de yaşanan kırktan fazla Ermeni isyanının 1909 la 1915 e nasıl gelindiğinin, Ermenilerin niyetlerinin hiç de kabul edilebilir olmadığı iyice bilinmelidir.

Ermeniler, 1891 den itibaren tamamen silahlanarak, şiddet ve isyanlara başladıklarını, asıl emellerinin neler olduğunu, bu gün olduğu gibi daima gizlemişler ve yalan söylemişlerdir. Bu yalan ve kötü niyetlerinin o dönemde ki, tezahürü ; 3 Mart 1878 de 29 maddelik Ayastefenos ve 13 Temmuz 1878 de 64 maddelik Berlin Antlaşmaların da açıkça görülmektedir. Bu antlaşmaların ilgili maddelerinin Ermeni işbirlikçileri tarafından dayatıldığı tartışmasız açıktır,bilinmektedir. Bu yazarlar, esasa gelmeden, asıl Ermeni işbirliğinin kimlerle yapıldığını, bir Ermeni devleti kurmak amaçlarını ima dahi etmeden, bütün yaptıklarını şiddet ve isyan değil de, safça öz-savunma şeklinde takdim edebilmektedirler.

Tarih, tarihi belgeler ise, bunların doğru olmadığını söylemektedir. Ermenilerden, Agnuni, Antranik, Boyacıyan, Bedros, İşkhan, Kasparyan, Karakin, Murat, Serengülyan, Vramyan, Zakaryan, Zavaryan gibilerinin düşüncelerinin ve neler yaptıklarının açıkça dile getirilmesi, anlatılması lazımdır.

Osmanlı Tarihin de, Ermenilerden devlet idaresinde, askerlikte, siyasette, ticarette, müzikte ve güzel sanatlar da bir çok kişi görev almış, toplumda her şeyi müşterek paylaşmışlardır. Bunlardan, 29 Paşa, 22 Bakan, 33 Milletvekili, 7 Büyük Elçi, 11 Başkonsolos, 11 Üniversite Öğretim görevlisi ve 41 Yüksek dereceli memurun, sanat ve ticarette baş tacı edilen Ermenilerden de kitapta bahsedilmemektedir.Bu ve benzeri konuların detayına girmek istemiyorum.Bunu yapmaktan da özellikle kaçınıyorum.Nedenine gelince, bu kitabı bu kadar yazmak, benim için bile sanki bu kitabın reklamını yapıyormuşum hissini doğuruyor. Bunun içindir ki, fazlaca içeriğe inmek istemiyorum.

Sonuç olarak, öncelikle bu kitap taraflı bir düşünceyle, propaganda amaçlı yazılmıştır.Emperyalizmin etkisi dile getirilmemekte, 6 Ermeni vilayetinin varlığı sıkça (Vilayet-i Sitte) vurgulanmakta, Ermeni sorununu özde yaratan 4 Ermeni siyasi partisinden,yani Taşnaktsuyun, Hınçak, Ramgavar ve Veragazmyal partilerinin yaptıklarını reform istemek şeklinde göstererek, asıl amaçlarının Ermeni devleti kurmak olduğu saklanmaktadır.Ki, bu olayları kimin bu boyutlara getirdiği, kimlerin uluslar arası boyut kazandırdığı çok açık olduğu gibi, nesnellikten uzak tutulduğu da söylenemez.

Bu ve benzeri kitapları okuyacakların umarım, Jön Türkleri ve bağlı olayları en azından ansiklopedi düzeyinde bilgi sahibi olarak okumalarıdır. Yine umarım Tarihçilerimiz bu yazarlara gereken cevabı tarihi belgelerle vereceklerdir.Ulusal Egemenliğin nasıl kazanıldığı ve nasıl üzerinde titrememiz gerekliliğini de artık herkes iyice anlamalıdır.



Kaynak: Eğitim Dergisi Nisan 2003
Sayı. 38

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön