TABULARI YIKMAK

27 Mart 2006


Bazen, maddi, bazen manevi alanlar da önder olduklarını iddia edenlerin, hangi maksatlarla konuştuklarını, hangi maksatlarla davrandıklarını nedense yadırgayarak izlemişizdir. Bazen de, bizlerin onlardan neler beklediğimizi önder saydığımız kişilerin neler pahasına peşlerinden koştuğumuzu, hepimizin yüzyıllardır izlediği veya şu kısa ömrümüzde neler yaşadığımızı ve neden taraf olduğumuz gerçeğiyle yüz yüze kaldığımızı unutmayalım.
Bu kulvarda, nereye baktığımız, nereye gittiğimizin, nelere inandığımızın veya inanmadığımızın çelişkileri bulunmaktadır.

Bu görüşün altında yatan en büyük neden, önce bilgisizliğimiz, yeterince okumadığımız, dolayısıyla çevremizden bilinçsizce etkilenmemizdir. Bu tür etkilenmeler, bu günün değil, yüz yılların günümüze taşıdığı problemlerdir.
Manevi bir pencereden bakmaya çalışırsak, Suud İbn Vakkas veya Hazreti Ömer’e atfedilen şu beyandan, ne demek istediğim daha rahat anlaşılacaktır. ‘’ Bütün kitapları yakınız, içindekiler ya Kur’an a uyar, o zaman en güzel ifadeleri Kur’ an da bulmuşlardır, ya uymaz, o zaman zaten yakılması gerekir. ‘’ Biz neyi bulabildik…? Biz neyi ve neleri okuduk…? Peki neyi yakacağız…? Hiç okumadık ki….!

Din, imanın vicdan da mutlak vardığı noktadır. Felsefe ve benzeri ilimler ise şüpheden doğmaktadır. Burada bir kavga çıkıyor. Bir yerde mantık, bir yerde şüphe…! Yaratan, bu tereddütlerin hepsini insanoğluna gönderdiği kitaplarda çözmüştür. Adına, Zebur, Tevrat, İncil ve Kur’an dediğimiz, inandığımız, milyarca insanın önünde sustuğu ve durduğu nokta. Kitap… İnsan bu, kavga her devirde çıkıyor. Her devirde farklı yorumlar ortaya konuluyor. Mesela, Ebul Ala El Maari şöyle bir tespitte bulunuyor. ‘’ İnsanlar iki kısımdır, bir kısmının dini vardır, aklı yoktur. Bir kısmının aklı vardır, dini yoktur.’’ Biz şimdi hangi kısım da yer alacağız…? Ya Tanrı tanımazlar...! Hepsini beraber düşünmek. Hangimiz düşüneceğiz….? Kim düşünecek…?

Okumadığımız için bilmiyoruz. Okumadığımız için tanımıyoruz. Dünya’ da bütün düşünürlerin, bütün alimlerin, dinli ve dinsizlerin saygı duyduğu, fikirlerinden istifade ettiği, doğunun ve batının en gerçekçi bir insanından, bir mütefekkirinden, Abdurahman İbn Haldun’ dan kaçımızın haberi var. Düşünce ve fikir dünyasını ne kadar biliyoruz. O, ne imanda, ne ilimde sahtekar olmayan bir örnek. Bütün ilmi vasıflarının yanında şakirdi olmayan bir kimse, İbn Haldun.
Cahiliye döneminden daha mı geride yaşıyoruz. Günümüz de ortaya çıkan cemaatlar, mensubiyetlikler ve şakirtlik. Kur’ an dan uzaklık. Kur’ an anlamamazlık. İnsanları, sözde kendi doğruları uğruna, doğrudan dışlamak. Acı değil mi..? Yanlış mı düşünüyorum. Siz karar verin.

Dinlerin tebliğlerini iyi bilmemiz gerekiyor. Dinin gerekliliğini çok daha iyi bilmemiz gerekiyor.Din ne demektir.. onu iyi bilmemiz gerekiyor. Bakın Nepoleon dahi, ne diyor. ‘’ Bir memlekette hem fakir, hem zengin varsa, o ülkede mutlaka bir din de olmalıdır. ‘’ Demiş. Tabii onun söylediği bakış açısı farklı olsa da….. Bizde ne olmakta, Kur’ an ın emrettiği çizginin ötesinde, Kur’ anı anladığını söyleyenler ve sözde uygulayanlar. Neden sözde uygulayanlar diyorum. Çünkü Kur’an nın çizdiği aklı bir yere koymuyorlar. Söylediklerinde akıl yok. O zaman ne oluyor, o zaman işte kavga çıkıyor. Kur’ an ın , aklın ve ilmin çizdiği çerçevede akılla tutamadığımız ve akılla uygulayamadığımız her din de, kavga çıkar. Dinle, akıl, tarifi mümkün olmayan bir ufuk çizgisinde birleşmeli ve akılla uygulanmalıdır. Dayanışma, milli duygu, toplum sevgisi, toplumların hareketleri, hadiselerde tesadüfün olmayışı, yine akıl kriteri, tarihin teolojiden arındırılması, günümüzün değil, yüz yıllar önce yaşamış bir mütefekkirin de ortaya koyduklarıdır.

Geçtiğimiz günlerde, Küresel Terörizm ve Uluslararası İş Birliği Sempozyumu yapıldı. Katılımcılardan, Dünya’ da İslam’ ı ve bağlı konularını en iyi bilen kişi olarak tanınan Profesör Bassam Tibi’ nin söyledikleri, Genel Kurmay Başkanımız ve Hava Kuvvetleri Komutanımız Orgeneral Faruk Cömert’ in üzerinde durduğu noktaları, Bu sempozyumda yapılan bütün konuşmaları aslında iyi değerlendirmemiz gerektiğini, bunlarla yukarda ki düşüncelere ve düşüncelerime gelişimin nedeni olarak söyleye bilirim.

Anayasa’nın laiklik maddesini her isteyen istediği gibi yorumladığı için, Osmanlı İmparatorluğu yönetim şekli ve din anlayışına anlaşılmayan bir pencereden bakıldığı için, Tanzimat’ ın getirdiklerini ve götürdüklerini iyi analiz edemediğimiz için, her dönem de ortaya getirilen mesnetsiz yasaklar için, kısaca Türk-İslam Medeniyetini tam anlayamadığımız için kavgalar çıkmaktadır. Bu kavgalarımız sonucunda, bırakın barışı ve ilerlemeyi, bunun yerine uydurma ideolojileri yalancı sırla insanlara giydirerek etkisizleştirmeye çalıştık. Ve böylece olumsuz bir toplum yapısını ortaya koyduk. Bu toplumda gerekli olan dil yok, gerekli olan din yok, bunları, değerlerimizi tam anlamıyla hangimiz biliyoruz. Bunları bilmediğimiz gibi, bizden dilimizi, bizden dinimizi almak isteyenleri de bilmiyoruz, tanımıyoruz.

Bu bilgisizlik, her dönemde, hatta buna tarihin her döneminde de diyebiliriz, etkin olmak isteyen güç her zaman dinle kavgalı olmuştur. Şimdi bizde, yöneticilerimiz, din adına dinle kavga etmektedirler. Hiçbir ayırım gözetmeyen İSLAMI, oy uğruna, ideoloji uğruna, hakikat’ları kendi hakikatlerine çevirdiler, kavga konusu yaptılar.Her canlıya eşit mesafede duran bir dini, küçülttüler. Kim yaptı bunları..? Artık onları da siz düşünün.

Osmanlı, Tanzimat ve diğerleri…Kur’ anın yeterince anlaşılmaması ve anlatılamaması, anlatacak ve anlayacakların yetersizlikleri, dış dünyanın etkileri bizi bu günlere getirdi. Menfaatlere göre tanzim edilmeye çalışılan bir dil ve din umarım sonumuz olmaz. Yaşadığımız tablonun güzel olduğunu hiç birimiz söyleyemeyiz.Bu olumsuzluktan çıkmak için TABULARI YIKARAK dilimizi ve dinimizi dilerim ki, bundan sonra gerçekleri bilen, anlayan, anlatan bir kesim, daha doğrusu aklı bilen ilim adamlarımız öğretsin. Böylece toplumdaki, beklediğimiz, özlediğimiz noktaya gelirken, buna engel olan her kesimin de, elinden bir manada oyuncağını almış olalım.

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön