SEVMEK veya SEVMEMEK

29 Ağustos 2006


Asım Bezirci, ÇOK KAPILI ODA isimli eserinde, ‘’ Elbette, bir sanatçının çağını (çevresini,zamanını, yurdunu, ulusunu, halkını, toplumunu) açık ve doğru olarak yansıtması için onu iyi bilmesi gerekir. Yurdunun özelliklerini bilmeyen, ulusunun ve halkının yaşayış ve kültürüyle ilgilenmeyen, yöresinde olup bitenlerin (tarihin) içyüzünü, kat ve tabakalar arasındaki ilişkileri görmeyen, toplumun geçirdiği oluşum özünü kavramayan bir sanatçıdan çağını gerçeğe uygun olarak yansıtması, kuvvetle yaşatması, geneli ve tipiği belirtmesi beklenemez.

Bu zorunlu işi yapabilmesi için çağını derinden tanıması, tarihsel oluş ve akışın anlamını iyi anlaması gerekir. Onun için, klasik bir sanatçının temel özelliklerinin başında, çevresini, zamanını, yurdunu sevmek bütünüyle tanımağa çalışmak gelir. St. Beuve bu nokta üzerinde önemle durur. ‘’Tekrar edeyim: Klasiğin vasıflarından en önemlisi vatanını zamanını sevmek, onlardan daha güzel ve daha çok arzulanacak bir şey görmemektir.’’ Guy Robert de aynı görüşü destekler. ‘’Sanatçı çağına katılmalı, çağını anlamalı ve sevmelidir.’’

Buradan baktığımızda bunları sadece sanatçıların değil, gelişme yolunda yürüyen her insanın yapabildiğini görmeliyiz. Çevremizde sanatçı dediklerimize dönersek, Asım Bezircinin tarifine uyanların bir elin parmaklarından az olduğunu göreceğiz. Buna yetmiş milyonluk bir ülkenin şanssızlığı mı desek, farklı nedenleri mi sıralasak, bizi nerelere götürür bilmiyorum.

Gerek bizi yönetenler, gerekse sanatçılar, genelde toplumun gerisinde kalmakta, istisna alanlarda zaman zaman bir basamak yukarı çıkabilmektedirler. Toplumun nereye götürüldüğüne bir örnekle bakalım. Teknolojinin bizlere sunduğu kolaylıkları göz ardı etmeden, dün şoför dediklerimiz, otomobillerinin patlayan lastiklerini ve motor aksamında meydana gelen bir çok arızayı kendileri yapar, otomobilindeki her parçanın görevinin ne olduğunu bilirdi….Peki bugün sürücü dediklerimiz acaba neleri biliyorlar. Acaba bu sürücülerden kaç tanesi patlayan lastiklerini değişebiliyor, neleri biliyorlar….? Her geçen gün artan nüfusuna yeterince eğitim veremeyen, eğitim verdiklerini de her konuda şoförden sürücüye götüren sözde yönetimler… ! Buradan nasıl sanatçılar çıkar onu da oturup düşünelim.

Böylece, yıllardır yapılması gerekenlerin yeterince yapılmaması, başta sanatçılar olmak üzere, yurdunu, ulusunu, çağını, ülkesinin özelliklerini bilmeyen, kültürünü tanımayan, tarihinden habersiz , hatta geçmişiyle hiç ilgilenmeyen, onu yok sayan toplum değil, insancık yığınları olduk.

Siyasi egemenliğini 26 Ağustos 1071 de Malazgirt Meydan Savaşında Selçuklu Hükümdarı Alpaslan ile kuran bir millet, bakın tarihinden, kimliğinden nasıl koparılmaya çalışılmaktadır. Sanatçılar dik duramadığı, toplum yeterince eğitilmediği için, gerek dış güçler, gerek iç mihraklar tarafından her gün yeni bir senaryo ile karşı karşıya kalmaktayız. İslamiyet, cemaatler tarafından farklı farklı yorumlanmaya çalışılmakta, kendi menfaatleri doğrultusunda, birleştirici olan yüce dinimizin ana temaları bir kenara bırakılarak, toplum devamlı kamplara bölünmeye çalışılmaktadır.

İster günümüz, ister geçmişe çamur atanların şunu iyi bilmeleri gerekmektedir. Bırakın günümüzü, Orta Çağ İslam aleminde medreselerde, öncelikle, matematik, astronomi, geometri, fizik, tıp, gramer, felsefe, diğer dönemde ise, usul, fıkıh, hadis gibi derslerin verildiği, nedense hep yok sayılmıştır.Bilmem dikkatinizi ne kadar çekmiştir, bakınız orta çağ ve felsefe..O çağda felsefe okumak, felsefe okutmak…..

Osmanlı için yazılanlar, söylenen ise, acı olan başka bir konumuzdur. Bilmediğimiz bir yana, birde bilmeden inkar etmek, bilmeden karalamak….! Bu ülkede sanatçılar kendi üzerlerine düşen görevlerini yerine getirmediği için, bazı kesimler siyasi ikballeri ve cemaat ilişkilerini canlı ve paralı tutmak uğruna Atatürk ve Silah arkadaşlarını dinsizlikle itham etmişlerdir. Doğruyu söyleyecek olsalar, siyasi ikballerine kolayca ulaşamayacak, cemaatler kendilerine mürid bulamayacak, onları istedikleri gibi yönlendiremeyeceklerdir….!

Bazıları da, Dost ve müttefikimiz dedikleri, Amerika Birleşik Devletlerinin 1810 da kurduğu misyoner örgütü ile (American Boart of Commissioners for Forcign Missions) 1819 tarihinden itibaren ülkemize çöreklenmeye başladığından habersizlerdir. Başımıza gelen her belanın altından ABD'nin çıktığını göremediğimiz gibi, bu gün de hala görmemekteyiz. Onun içindir ki, dün topraklarımız olan Orta Doğuya ya asker göndermeyi tartışıyor veya oradaki satılmış unsurlardan sınırlarımızı korumaya çalışıyoruz.

Bu toplum gerektiği gibi yetiştirilse, sanatçılarımız gerektiği seviyeye ulaşmış olsalardı bu gün bunları yaşıyor olmazdık. Biz şimdi çok insanın merak edip okumadığı, Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı’nda kayıtlı bulunan TBMM açılışında Mustafa Kemal’in ilgililere çekmiş olduğu telgrafı beraber okuyarak, onun Yüce İslam Dinini nasıl sahiplendiğini görelim.

1- Yüce Allah'ın izinleriyle Nisan'ın 23'üncü Cuma günü, Cuma namazından
sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi'nin açılışı yapılacaktır.


2- Vatanın İstiklâli, Yüksek Hilâfet ve Saltanat Makamı'nın kurtarılması
gibi en önemli ve hayatî görevleri yerine getirecek olan Büyük millet
Meclisi'nin açılışı gününün Cuma'ya rastlamasıyla adı geçen günün bütün
kutsallığından yararlanılacak ve bütün Sayın Milletvekillerinin hazır
bulunmalarıyla Hacı Bayram Velî Camii'nde Cuma namazı kılınarak, Kur'an ve
dualardan da manevî bir güç sağlanacaktır.


Kutsal Emanetleri ve Sancak-ı Şerîf'i taşıyarak özel daireye (Meclis'e)
gidilecektir. Özel daireye girilmeden önce bir dua okunarak, kurbanlar
kesilecektir. Bu törende camiden başlayarak, özel daireye kadar askerî
birlikler ile özel düzenlemeyi Kolordu Kumandanlığı yapacaktır.


3- Adı geçen günün kutsallığını bir kere daha arttırmak için, bu günden
vilâyet merkezinde Vali Beyefendi hazretlerinin düzenlemesiyle hatim ve
Kur'an okunacak ve hatimin son bölümü Cuma günü namazdan sonra özel dairenin
önünde tamamlanacaktır.


4- Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bugünden Kur'an ve hatim
okutulmaya başlanacak, Cuma günü ezandan evvel minarelerde Salavât-ı Şerîfe
getirilecek ve hutbe sırasında Halîfemiz Padişahımız efendimiz hazretlerinin
namları zikredilirken, Padişahımızın ve bütün ülkenin bir an önce kurtuluşa
ve esenliğe kavuşmaları duası ilave edilerek okunacaktır. Cuma namazının
kılınmasından sonra da Kur'an okunacak ve Yüce Hilâfet ve Saltanat makamının
ve vatanın bütün parçalarının kurtuluşu amacıyla oluşturulan millî
çalışmaların önem ve kutsallığı ve milletin her ferdinin kendi vekillerinden
meydana gelen bu Büyük Millet Meclisi'ne tevdî edeceği vatanî görevi yerine
getirme zorunluluğu hakkında vaazlar yapılacaktır. Bundan sonra, Halîfe ve
Padişahımız'ın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu,
selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî törenin yerine
getirilmesinden ve camilerden çıkıldıktan sonra Osmanlı Ülkesinin her
tarafından, hükümet makamına gelinerek Meclis'in açılmasından dolayı resmî
kutlamalar yapılacaktır. Her tarafta Cuma namazından önce uygun suretle
mevlidî şerif okunacaktır.


5- Bu bildirinin hemen yayımı için her araca baş vurulacak ve acele en ücra
köylere, en küçük askerî birliklere, ülkenin bütün teşkilatlarına ve
kurumlarına tebliğ edilmesi sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde
her yere asılacak ve mümkünse yerel baskı ve çoğaltılarak parasız
dağıtılacaktır.


6- Yüce Allah'tan tam başarı için dua olunur. Heyet-i Temsiliyye Adına
Mustafa Kemal

Onun içindir ki, Asım Bezirci, St.Beuve, Guy Robert doğru söylüyorlar, hadise SEVMEK veya SEVMEMEKTİR ...
 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön