KÜRTÇÜLÜK ve TARİKAT HEDEFLERİ

31 Ağustos 2015


Osmanlı ve Cumhuriyet’in aşılamayacağı zannedilen sıkıntılı dönemleri olmuştur. Böyle dönemlerde, yöneticilerin bir kısmı ne zaman aklî melekelerini kontrolden aciz kalsa, memleketin bir badireye sürüklendiğini hemen hissederiz. O vakit, bazı mihrakların bin türlü iştahları kabarır. Ne zaman, bizi yönetenlerin aldatılmaları açıkça anlaşılsa, belli odaklar ve işbirlikçileri emperyalizm maşası Kürtçüleri harekete geçirirler. Hempalarıyla birlikte, isyana teşvik ederek hemen kullanırlar.
Kökü derinlerde olan bu mesele, İSLÂMIN arkasına saklanılarak yapılmaktadır. Maalesef, İslâm kullanılmaktadır.
“Laik Cumhuriyete farklı bakanlara şimdi sormak lazım, OSMANLI da LAİK mi idi… Hilafeti bünyesinde taşıyan Osmanlı ile ne alıp veremeyeceğiniz vardı?”
Evet, kuşkusuz İSLÂMIN arkasına saklanılmaktadır. Aksi halde, Peygamber Efendimizin “Allah katında dünyanın yok olması, bir Müslümanın öldürülmesinden daha hafiftir” hadis-i ap-açık ortada iken nasıl MÜSLÜMANLARIN yaşadığı coğrafyada MÜSLÜMAN-MÜSLÜMANI öldürebiliyor? Resmen kendi kendimizi kandırıyoruz. Dört HALİFE’DEN hemen sonra başlayan saltanat kavgaları, mezhep çekişmeleri ve diğer nedenlerle çok defa MÜSLÜMAN-MÜSLÜMANI öldürürken, “ asırlarca kardeşlik mirasını yaşattık” derken hep kendimizi aldattık. Zaman zaman savaşsız yaşanmış olduğu, “asırlardır kardeş, komşu olduğumuzu, ellerimizin birbirine kavuşmuş olduğunu” doğrulayamaz. Zira O’ Yüce Yaratan; “KİM, BİR CANA KIYMAMIŞ YA DA YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK YAPMAMIŞ OLAN BİR İNSANI ÖLDÜRÜRSE, BÜTÜN İNSANLARI ÖLDÜRMÜŞ GİBİDİR” diye emrediyor, Mâide Suresi’nde.
Yaşayarak görmekteyiz ki, kişisel çıkarlar, ideolojik savrulmalar, kapkaranlık taassup, kin-intikam, fitne-fesat, bencillik, bağnazlıklar ve dünyevi hırslar bir canlıyı yaşatmanın önüne geçmiştir. Erdem, sükût etmemiş tamamen yok olmuştur. Asabiyeti anlamayan kafa da, Kur’an-ı Kerim’i yeterince anlamadığı gibi, hâlâ cahiliye anlayışı ile bir tutmaya çalışmaktadır. Tarikatların bakışıyla değil de, İSLÂM’IN bize öğütlediği, emrettiği aynı KİTABA, aynı PEYGAMBERE iman eden bizler, aileden başlayan birlikteliği tüm âleme taşıya bilseydik, mezhep, meşrep kaynaklı kin, nefret, kan ve göz yaşı denizinde boğuluyor olmazdık..! Bunun için birazcık İbn Haldun’a kulak vermemiz herhalde yeterli olacaktır.
Altını defalarca çizerek, meselenin Kürtlerle değil, Kürtçülerle ilgili yönünü iyi idrak etmeliyiz. Özellikle söz konusu kırk parçaya savrulmuş Nakşibendîlik, o çizgide gidenler, bunu hiç sorgulamadan sadece kendi doğrularını savunuyorlar. Kur’an-ı Kerim’in emirlerine bir hakkın uyanlar dışında, amaç ve yolu şaşmış şaşkınların, “Hª” ALLAH’IN emirlerini uygular gibi yapanların, emellerini saklayarak DİN’E hizmet ettiğini söyleyenlerin, herhalde açıklayacağı çok şey olmalı!
“Muhterem’de ehl-i târik” diye atfedilen söz de paye, iyi irdelendiğinde de Bahaddin Nakşibendî’den günümüze, nerelerden nerelere savrulduğunu, kaç parçaya bölündüğünü herkes görecektir. “HACEGÂN” olarak ortaya çıkan tarikat neden NAKŞÎ’YE dönerek değişmiştir? O zat neden Kadirilik geçmişinden vazgeçmiştir? Maksat ALLAH yolunda yürümek ise neden şahsilik?
İmam Rabbani ’nin açtığı yola değil de, Caf Kürt aşiretinden Halidî Bağdadî’nin kurduğu ve HALİDİYE adı verilen kola neden daha çok iltifat edilmiştir? Buraya mensup olanlar siyasete neden bu kadar hevesliler? Bu kol üzerinden, tarikat liderliklerinde neden hep Kürtler pastayı kapmıştır? KÜRTÇÜLER neden hep bu koldan çıkmaktadır? Kürtçülükle, gizli saklı yapılan işlerle, terörle İSLAM’IN ne ilgisi vardır?
Gerçekten Kur’an-ı Kerim’i anlayanlar; Nakşibendîlerin Kürt isyanlarının içinde yer almalarının nedenlerini açıklayabilirler mi? Bu soruya cevap verecek kahramanların(!) 1650 yılından günümüze kadar konuyu anlatmalarını beklerim. Var mı anlatacak? Var mı Kürt Ağalıklarının Osmanlı tarafından 1800 ler de nasıl kaldırıldığını anlatabilecek? Onların şimdi KANTON-ÖZERKLİK diye, nasıl gözümüze sokulduğunu izah edecek? Var mı?
Şimdi kendi kendinize sorar mısınız? NAKŞİBENDÎ TARİKATINDAN; Barzanlı Seyyid Taha, Mehdi olduğunu iddia eden Abdüsselam Barzani, Nehrili Şeyh Ubeydullah, Şeyh Said, Melle Selim, Molla Mustafa Barzani, Said-i Kürdî, Şeyh Muhammed İsa, Şeyh Abdurrahman, Şeyh Abdürrahim ve Barzanlı Şeyh Tacettin’in müritleri mi, şeyhleri mi, KUR’AN-I KERİM’E rağmen, bize İSLÂM’I anlatacak?
Dünya 21. Yüzyıl da bütün hızıyla ilerlerken, para ve makam uğruna her türlü cambazlığı yapanlar, “ÜMMET” olmanın ne olduğunu tam da bilmeden nifak tohumları ekerek, kendilerini rahatlatmaktadırlar. Nedense yaklaşık 1500 yıl, Kur’an-ı Kerim’i; Sure, sure, ayet ayet, cüz cüz, kelime kelime, harf harf anlamak için hiçbir şey yapmayanlar “Şu ’da diyor ki”, diyerek tarikat önderliğine kalkışmış, akıllı akılsız insanları ya karşı karşıya getirmiş ya da peşlerinden sürüklemişlerdir. Sonuçlarını ise yaşayarak görmekteyiz.
Öylesine garip (!) bir sonuç ki: O NAKŞİBENDÎLİK, Türkiye’de üç BAŞBAKAN, üç CUMHURBAŞKANI çıkarıyor. O NAKŞİBENDÎLİK, Barzani’ye Irak’ta Kürt devleti kurduruyor. O, NAKŞİBENDÎLİK, terör oluyor, PKK oluyor, DEVLETİ sen değil biz ele geçireceğiz diyor. O, NAKŞİBENDÎLİĞİN adı, Türkiye’de malûm cemaat oluyor. O NAKŞİBENDÎLİK, kısa süre önce, o Cemaate girmeyeni âdeta DİNSİZ(!) kabul ediyor. O’ NAKŞİBENDÎLİK, Türkiye’de iktidar oluyor. O’ NAKŞİBENDÎLİK, İktidarında VESAYET, ERGENEKON, BALYOZ diyor. O’ NAKŞİBENDÎLİK, ele geçirdiğini zannettiği (!) DEVLET KOLTUĞU için kendi aralarında kavga ediyor. O’ NAKŞİBENDÎLİK karşılıklı en galiz küfürleri ediyor. O’ NAKŞİBENDÎLİK neredeyse birbirlerine karşılıklı silâh çekiyor. O’ NAKŞİBENDÎLİK, karşılıklı en mahrem bilgilerini ortaya saçıyor. O’ NAKŞİBENDÎLİK, DEVLETİN bütün birimlerini, kendi düşünce sistemleri doğrultusunda param parça ediyor.
Öylesine garip (!) bir sonuç ki: O, NAKŞİBENDÎLİK, CUMHURİYETİN siyasi, sosyal, ekonomik ve hukukî ana sistemini, kendi dini bakışımla inanç esaslarına göre düzenleyeceğim diyor. O, NAKŞİBENDÎLİK, CUMHURİYET düzenini dini esaslara dönüştürürken, ALLAH-KUR’AN-PEYGAMBER diyerek, toplumun tamamını adım adım dönüştürerek amacına ulaşıyor! “ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇTİ” artık, Ankara’da tüm Anadolu’da karargâh kuruyor.
Ya sen ne yapıyorsun?
Nerede kaldı MÜSLÜMANLIK? Nerede kaldı “MÜMİNLER ANCAK KARDEŞTİRLER” ayeti?
Peygamber Efendimizi görmüş, O’na hizmet etmiş veya dört HALİFE döneminde yaşamış, O’nun hadislerini bize doğru aktarmış; Enes bin Mâlik, Abdullah bin Abbas, Abdullah bin Mesud ve Ebu Hureyye’den sonra, bir elin parmaklarını geçmeyeceklerden başka kaç kişi sayabiliyoruz? Bugün HUTBE’YE çıkan her imam efendi, onun içindir ki, cemaate anlatmak istediği mesajı, ÂYETLERİN hükmünü, yedinci-sekizinci yy da yaşamış, çoğunluğu da TÜRKİSTAN, ÖZBEKİSTAN, IRAK ve İRANLI olan; Buhârî, Ebû Dâvûd, İbn Mâce, Tirmizî, Müslîm, Nesâi ve Hanbel’in tefsirlerine dayandırmaktadır. Biz hâlâ, şu HADİS sahih bu değil diyerek BİN yıldır kavga ediyoruz. Daha doğrusu KAVGA ETTİRİLİYORUZ. Dilerseniz, DİYANET BAŞKANLIĞININ Ocak-Ağustos 2015 Hutbelerinde neleri, nasıl ve nereye atıf yaparak anlatmaya çalıştığına bakabilirsiniz.
“ Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahret gününe –öldükten sonra dirileceğine, kadere, hayra ve şerre inandıktan” sonra sen nasıl ümmet ben millet oluyorum. Nasıl oluyor da ben münafık, sen mümin oluyorsun?
Kürt tarikat şeyhlerinden hangisi, PKK terörü, can almayı durdursun diye tek laf etti. Hangisi ‘yahu siz ne yapıyorsunuz’ diye sordu? Hangisi, o çocuklar kandırılarak dağa çıkarılırken engel oldu? Bu mu NAKŞÎLİK? Bu mu Müslümanlık? Bu mu Tarikat? Bu mu doğru gidilen yol?
Camii de yeterli bilgi vermek için Kur’an-ı Kerim’in çizdiği yolda eğitilmiş olsak, herhalde İSLAM’I anlamak, öğrenmek için, birbirlerini yeren, birbirleriyle çatışan ve suçlayan TARİKATLERİN peşinden bilgisizce koşulmazdı. Ne acıdır ki, günümüz dünyasında DİNLER arasında savaşlar yapılmazken; biz MÜSLÜMANLAR mezhep ve tarikat savaşları yapmakta ve birbirimizi dışlamakta ve birbirimizi öldürmekteyiz. Bunun en bariz ÖLDÜRME örneğini tüm İSLÂM coğrafyasın yaşarken, topraklarımıza sıçrayıp sıçramamasının endişesiyle karı karşıyayız.
“Kendilerine: “Gelin Allah’ın indirdiğine ve Peygambere uyun!” denildiğinde, “Atalarımızın üzerinde yürüdüğünü gördüğümüz yol bize yeter!” derler, ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda bulunmayan kimseler idiyseler?” diye uyarıyor Kur’an-ı Kerim. (Mâide Suresi)
Tabii bütün bunlar, anlayana… Ya akıl..!


30 Ağustos 2015 Zafer Bayramımız Kutlu Olsun…

Türk Tarihin de, 1071-2015 tarihleri arasında şahadet şerbetini içmiş bütün Şehitlerimize, Ebediyete intikal eden Servet Kabaklı ’ya Allah’tan rahmet, ailelerine, Türk Dünyası’na sabır ve başsağlığı diliyorum.
 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön