KÜRT MÜ..? KÜRTÇÜ MÜ..?

14 Ağustos 2009


Birlikte, kırk yıldan fazla bir zaman diliminde, neler olduğunu hatırlayalım. Böylece KÜRTÇÜLÜĞÜN hangi basamakları çıkarak, nereden nereye getirildiğini de görmüş olacağız.‘’Şeytanın ayrıntıda gizli olduğu’’gibi.

Yıllar, 1950-1980 Yer TÜRKİYE. Nurcuların yaptıkları (risale okuma) toplantıları (Şimdiki sohbet toplantıları) emniyet güçlerince basılarak, nurcular adliye sevk ediliyor. Tutuklamalar olmadan devam eden bir çatışma, yıllarca sürüp gidiyor.

Yıllar, 1959 -1960 Yer TÜRKİYE. Üniversite de başlayan hareketlilik. Ve 27 Mayıs.

Yıllar, 1963-1964 Yer TÜRKİYE. Kıbrıs olaylarını protestolar.

Yıllar, 1966-1967 Yer KALİFORNİYA (ABD) ve Berkley Üniversitesi. Olağanüstü hareketlilik yaşanıyor. Öğrenciler Birleşik Devletler yönetimini protesto ediyorlar. Nedeni; VİETNAM SAVAŞI NA karşı çıkmak.

Yıllar, 1967-1968. Yer FRANSA. Üniversite gençliği, 21 yaşını geçenlere dahi, çocuk muamelesi yapıldığını söyleyerek hareketleniyor.

Yıl, 1968. Yer yine FRANSA da NANTERRE Üniversite gençliği protestolarını yükseltiyor. Sesleri dünyanın her tarafından duyuluyor. Gösteri dalgaları Avrupa’ya yayılıyor.

Yıl, 1968. Yer yine FRANSA… Öğrenci olaylarının yanında 8, 10 milyon Fransız işçisi greve gidiyor.

Yıl, 1968. Yer TÜRKİYE. ve kısaca hepimizin bildiği ve bugün bazılarının 68 kuşağı olmakla övündüğü (!) olayların yaşandığı günler. Bu olayların içinde yer alanlar, ölenler, öldürülenler. Kominizim, Marksist-Leninist saflar. Bu saflara karşı duran Milliyetçiler. Türkiye’nin acı, manasız, hedefi olmayan hiçliğe giden yılları. Geleceği, karartılan taptaze pırıl, pırıl gençler. Geriye kalan o günlerin SÖZDE SOSYALSTLERİNDEN, bugün karşımızda maske takmış her nimetten istifade eden SÖZDE LİBERAL KAPİTALİSTLER… Var.

68 Olayları içinde yer alanları, sol adına olayların içinde kullanılan Kürt gençlerini, kaldı ki, Kürt gençlerinden sağ ideolojide de yer alanlar vardı. Daha sonra bölüntülerin ortaya çıkması, o isimleri hepimiz herhalde hatırlıyoruz. Sonrasında da KÜRÇÜLÜK hareketlerinin başlaması.

Günün şartları içerisinde CHP ve Bülent Ecevit’in dağa, taşa KARAOĞLAN diye yazdırdığı dün gibi hafızalarımızda. KARAOĞLAN yazan etkinliğin ağırlığını teşkil eden kimdi? Kürtler..

Yıllar, 1969 -70-71 -72 -73 -74 -75 -76 -77 -78 -79 - ve 12 EYLÜL 1980 Yer, TÜRKİYE.

Hilafetin kaldırılmasına duyulan tepkiden, kendi menfaatleri doğrultusunda feodal yapının güya DEVLETİN yanında yer almasına, geçmişte yaşanan KÜRT isyanlarından tutun, diğerlerini de içine alarak geldiğimiz noktada terör örgütlerinin, nasıl oluştuğuna ve hangi tepkilerle CUMHURİYETİN altının oyulmaya çalışıldığına varın, siz karar verin.


Bu sahnede yer alanlar, yukarıda özetlemeye çalıştığım tablonun ürünleridir. İçişleri BAKANININ görüştüğü 12 KÖTÜ ADAM veya bazılarına göre AKİL ADAM da yukarıda ki tablonun içinden bir yerlerde konumlanmış olanlardır.

Onlar ki, Fidel Castro, Ernest Che Guevera, Ho Chi Minh, Mao Zedong, Abbie Hoffman, Jerry Rubin, Bob Dylan, Joan Baez ve Herbert Marcuse’leri kendilerine idol seçen o günün anarşi yanlıları, nedense o gün, ne KÜRTLÜKTEN ne de KÜRTÇÜLÜKTEN hiç bahsetmiyorlardı. 12 Eylül 1980 le gelen dönemde ellerinden ideolojilerine uygun elma şekeri alınınca, kendilerini ifade edecek bir kulvar arayışıyla KÜRTÇÜLÜĞÜ kendilerine sığınacak bir liman olarak seçtiler.

İyi incelendiğinde, şu anda birçok canlı şahidi hayatta olanlarda doğrulayacaklardır ki, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kalpakkaya, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, bunlar gibi KÜRTÇÜLÜK yapmamışlardır.

Onun içindir ki, KÜRT genci dağa çıkarılıp, kendi DEVLETİNİN karşısında terörist olarak ölürken, ONLAR YUNAN ADALARINDA dalga ve kuş sesleri arasında, viskilerini yudumlayarak, yazılarını dahi yazmakta zorlandıklarını ifade etmektedirler. Onların yaşaması için, böyle bir hayatın bedelini, birilerinin mutlaka ödemesi gerekmektedir. Var olmalarını, kim sağlayacak? Ellerinde KÜRTÇÜLÜK maşası tutuşturulan, KÜRT asıllı TÜRK vatandaşları…

Şuna şayet tesadüf diyecek olursak. Bu adamlar Ermenilerden özür diliyorlar. Ama özür diledikleri Ermeniler, 2. Abdülhamit döneminde, sosyalist Ermeni kimliği ile nasıl oluyorsa Kürtçülerle el, ele hareket ediyorlar.

Sason İsyanında, her nasıl oluyorsa, Hamparsum Boyacıyan Kürtçülerle birlikte oluyor.

1927 de Kürt Hoybun Cemiyetin de Van Milletvekili Vahan Papazyan’ı Kürtçülerin yanında görüyoruz. Ne tesadüf. Ermeniler. Kürtçüler ve 12 Adam.
Diğer yanda Kürtçülüklerini, İSLAMİYETİN arkasına saklayarak, akılları sıra İNANÇ simsarlığından geçinen bir güruh. Yuvalarında dönen gözlerinden yalan söyledikleri apaçık okunan, yüzlerinde toplumla alay eden ifadeler. Karşısında maalesef tepkisiz bir toplum…

Sonra, demokrasi, insan hakları, sosyal hukuk devleti, bireyin özgürlüğü, safsataları, Sonra Demagoji. Açılım. Çalış tay. Abant Platformları. Kimin eli, kimin cebinde.

Benim, Kürt arkadaşım, kendi köyüne yazlık yapıyor. Benim Kürt arkadaşım köyünün yolunun daha iyi olması için çaba gösteriyor. Bu 12 adam ve benzerleri ne yapıyor?

Sadece hiç. Kürt asıllı Türk vatandaşının iyiliğini isteyen insan ve insancıklar. Bir nebze samimi iseler, 12 si bir araya gelir, ellerini ceplerine atarak, Yunan Adalarında, Kandilli sırtlarında sürdükleri sefanın parasıyla Hakkâri’nin en uç köyüne giderek o insanlarımızın mesela evlerine GÜNEŞ enerjisi sistemini kurdurarak o insanların en azından her gün yıkanmasını sağlamış olurlar. İnsan hakkı dediğiniz şeyin içinde, buzlu viskinin, her yudumunun acaba neden yeri yok. Hakkâri de ki, Hasan’ın damak tadıyla Yunan adalarına giden Hasan’ın damak tadı çok mu değişik? İşte, Kürtçülük ve teröre bulaşanların anlayamadığı ince nokta da bu.

Yıllar, 1920-2009 Yer. TÜRKİYE…

Çalış tayları, açılımlarıyla, bu işe soyunanlara sormak kimsenin aklına gelmez mi?
Bugün ki, iktidara bütün yaşadıklarımızı yaptıran cemaat güçlerinin başlangıcında ki liderlerinin KÜRT olduğunu neden göz ardı ederler. O gün ki, taleplerle, bugün önümüze konulanların nasılda örtüştüğünü nasıl anlamazlar. O tarikat liderlerinin, Güneydoğu sorunu dediğiniz bölgenin insanları olduğu, bilmedikleri bir husus mu? Bu cemaat, tarikat dediğiniz grupların liderleri KÜRT olarak, MÜSLÜMAN olarak, ‘’KÜRT SORUNU’’ dediğiniz konuda acaba neden parmak oynatmaz, neden bir çabanın içinde olmazlar…Ve neden olmadılar?

Ülkemizi, iktidarla, dizayn edenler, ticareti, siyaseti, uluslar arası ilişkileri, adaleti, eğitimi, kamu kurumlarını yönlendirme ve yönetme içine girenler, KÜRT halkının demokratik, sosyal, ekonomik ve kültürel haklarının çözümünde neden bir gayretin içinde olmazlar. Acaba bugüne kadar neden hiçbir şey yapmadılar ve yapmazlar.

Bütün bunları ve ‘’KÜRT SORUNU’’ dediğinizi, yıllarca valilik, bakanlık yapan iktidar partisinin genel başkan yardımcısı yöre insanı olarak, neden bütün çıplaklığıyla anlatmaz…

Bunları anlatacak birisi olursa, hepimiz her şeyi bütün açıklığıyla anlamış olacağız.
Cemaate gidenle, meyhaneye gidenlerin sadece bu konuda nasıl olup da birleştiklerini de öğrenmiş olacağız.

TÜRKİYE’NİN ‘’KÜRT SORUNU’’ YOKTUR. TÜRKİYE’NİN TERÖR SORUNU VARDIR.

Gazetelerde, geçen gün yer alan eski milletvekili Kürt İş adamının, bir açıklaması vardı. Muharrem Doğan’ın söylediklerini beraber okuyalım; ‘’Türkiye Cumhuriyeti Devleti, KÜRT kökenli vatandaşlarına asla üvey evlat muamelesi yapmamıştır. Ülkede KÜRT meselesi denilenince hemen Apo ve dağdakiler öne çıkarılıyor. Oysaki Kürtlerin meselesi işsizlik, eğitim noksanlığı, ekonomik sıkıntılardır. Bu tür sıkıntılar da hemen, hemen Ülke- mizin her bölgesinde vardır, fakat Doğu ve Güneydoğu bölgesinde daha çoktur. İşte mesele budur, çözümde bu noktadadır.
Yoksa madalyonun diğer yüzünü çevirip baktığımızda ÜLKENİN kaymağını biz KÜRTLER yemekteyiz. Büyük otellere ve turizm tesislerine, diğer büyük şirketlere bakın sahiplerinin hepsi KÜRT kökenlidir. Biz bu firmaları kurarken, bize kimse ‘siz Kürtsünüz, DEMEDİ,’’ diyor.

Türkiye’de yukarıda ki tablodan çıkan malum zevat, DEMOKRASİNİN olmadığı çığırtkanlığı yapmaktadır. TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ VARDIR. Doğrusu, yeterince işletilmediğidir. Siz dünyanın neresinde bir kardeşin terör örgütünün iki numaralı adamı, diğer kardeşin TBMM üyesi olduğunu, siz DEVLETİN bilgisi olduğu halde, bir kardeşin terör örgütünde dağda, diğer kardeşin TSK de askerlik görevi yaptığını nerede gördünüz?


Biz 1968 Türkiye’sinin güzel günlerine dönelim…

Yıllar, 1968 veya 1969. Yer, ERZİNCAN. İlçe, KEMAH, Köy, MAKSUTUŞAĞI…

Erzincan ve yöre halkının tamamı o tarihlerde Alevi-Kürt-Zaza ne olursa olsun Kürtçe-Zazaca konuşan bütün köyleri KÜRT köyü olarak tanımlıyor.

Söz konusu tarihte MAKSUTUŞAĞI’NA gittim ve on gün kaldım. O sıcak atmosferi, insanların sevecenliğini, ilk defa gördükleri bir insana kucak açmalarını nasıl unutabilirim. O güzel duygularla yazdığım şiirleri nasıl yok sayabilirim.

Açılımınız, Kürtçüleriniz varsın sizin olsun.72 Milyon’u baş başa bırakın. Biz bütün zorluklarımızı beraberce aşarız. Ülkenin güzel günlerinde yazdıklarımı bugünde yazacağımı söylemeliyim. Alın size, dostluk duygularıyla dolu, 40 yıl öncesinden bir şiir.

YAYLALAR

Öyle anlatılar bana
Gaceri yaylasının çiçeklerini,

Sular, soğuk ve berrakmış
Munzur yamaçları yeşil, yeşil oluyormuş
Güller, başka kokarmış açılınca
Çadırlardan
Kürtçe türküler yükselirmiş
Taa
Kabaniçi yaylasına
Çobanlar otlatırmış sürülerini
Keçiler ağaçları yermiş,
İnsanlar da seyredermiş.
Analar çocuk doğururmuş
Zaman, zaman
Kızlar gülüşürmüş
Bilöv çeşmesinde
Zavar’a varmasın diye
Eller,
Kalkar, başka bir yaylaya giderlermiş,

Hep yayla, dağları bu köylerin,
Memo Çayırı, Acemoğlu,
Eğripınar’mış
Çifte Göller de,
Güneş
Alev, alev yanarmış, 1969
 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön