KÜRT AÇILIMININ ÇARESİ

11 Eylül 2009


Başbakan, ‘’SÖZÜ OLAN SÖYLESİN’’ demiş. Kürt Açılımında ne yapacağını söylemeyen iktidar, bilinçli (!) olarak ortaya koyduğu çatışma ortamından nasıl çıkacağına bir türlü karar veremiyor. Ülkeyi ayrıştıracak ortama sürüklerken, ne yaptığını zannederim kendisi de bilmiyor. Lafı uzatmadan, ilgililere Kürt Açılımının çaresini, en kısa yoldan ve en sağlıklı nasıl yapılacağını açıklamak istiyorum. Umarım Türkiye’yi HUZUR dolu günlere taşıyacak bu uygulama yerine getirilir. Ancak Kürt açılımının konuşulmaya başlandığı günden, günümüze kadar neler söylendiğini hatırlamaya çalışalım;

PKK silahı bıraksın denileceği yerde, silahlar bırakılsın denildi. Anneler ağlamasın yanlışlığına düşüldü. Bask ve İra örnekleri bilinçli, bir o kadar da bilgiden yoksun, yalan yanlış anlatılmaya çalışıldı. Kültürel haklar, onurlu barış edebiyatı, barışın kimlerle yapılacağı bilindiği halde dayatılır oldu. İstihbarat ve güvenlik birimleri haksızca yerden yere vuruldu. Terörle mücadelenin adına, yine bilinçli olarak savaş denildi. Her zaman olduğu gibi, somut bilgiye dayandırılmadan, dış güçlerin etkilerinden bahsedildi.

ULUS DEVLET ve TÜRK MİLLETİ, tartışma konusu yapıldı. Sıradan insanlar, sadece muhalif görüşleri nedeniyle akil adam ilan edildi. Gazeteler ve gazeteciler bildik kamplarında, hiç gerçeğe bakma becerisini ve cesaretini gösteremediler. Kürt’le, Kürtçü aynı kefede değerlendirildi. Bütün bunların, A.B.D. ve AB liğinin ÜLKEMİZDEN geçen ve geçecek enerji hatlarının güvenliği için ortaya atıldığı ısrarla söylendiği halde, Kominizim den sonra, NATO’da ki önemimizin ne hale geldiği hiç anlatılmadı. CHP’nin açılıma katılması için olmayacak senaryolar oynanırken, MHP yok sayılmaya çalışıldı. Anayasa, Dil, Bayrak ve üniter yapı tartışmanın içine çekildi.

Bin yıllık beraberlik yalanı, bilgiden yoksun kullanıldı. Etnik kimlikler tümüyle MİLLETİN parçası iken, sadece tek bir etnik kimliğe ayrıcalık sağlanması için akla gelen her şey söylendi. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi, bazı kesimlerce göz ardı edilmeğe çalışıldı. Bütün sorunlarımız çözüme kavuşturulmuşçasına, Kopenhag Siyasi kriterleri dillerden düşürülmedi. Her şey programlaşmış gibi, toplum, içi boş bir açılım için, kısa, orta ve uzun vade söylemleri ile beklentiye sürüklendi. Kürtçülerin, dini kullanarak, millet yaratma oyunlarına alet olundu. Konuşanların tamamınca, ÜLKEMİZİN 20-30-40-50 ve 100 yıl sonrasını düşünmek ve öngörmek zahmetine katlanılmadı. Bu bilinmeyen çizgide, her ne yapılacaksa, terörün bitmeyeceği, yalnızca uyutulacağı, her uyuyanında bir gün mutlaka uyanacağı, gerçeği hiç dikkate alınmadı. Bunlar yetmiyormuş gibi, Kürtçülerle birlikte, bazı ümmet-millet çizgisinde gidip gelenler NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE, veciz ifadesini tartışmak cesaretini gösterdi. Ve TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ seviyesizce yıpratılmağa, girişildi.

Bütün bunları hayretle ve ibretle izlerken çözüm önerimi anlatmaya başlayalım.

Doğrusunu isterseniz şu anda fiili olarak pasif görevde bulunan MERKEZ VALİLERİNİN sayısını bilmiyorum. İlgililerden başka herhangi birisinin de bunu bildiğini sanmıyorum. Seksen bir İLİMİZDE görevlerinin başında bulunan VALİLERİMİZİN varlığını ise hepimiz biliyoruz.

Bulundukları yerde DEVLETİ temsil eden VALİLERİMİZİN, temsil görevlerinin yanında, Anayasa’dan aldıkları güçle, T.C. Kanunlarını uygulamak ve uygulatmak gibi görevleri olduğu, tartışmasız hepimizin yine bildiği bir husustur.

Buradan hareketle, kanunları uygulamak ve uygulatmak durumunda bulunan VALİLERİMİZE, Türkiye’nin seksen bir ilinde KÜRT AÇILIMINI/DEMOKRATİK AÇILIMI nasıl çözeceğimiz konusunda görev verelim. Türkiye’yi karış, karış bilen MERKEZ VALİLERİMİZİ bu illerimize dağıtalım. Yetkilerini sonuna kadar kullanacak VALİLERİMİZDEN sıfır noktasında asayişin sağlanmasını talep edelim.

İl Valilerimiz, bunu sağlarken, görevlendirilmiş MERKEZ VALİLERİMİZ o ilin sosyo-kültürel ve ekonomik yapısına uygun olarak, yörenin bütün sorunlarını yerelde değerlendirerek, yöre insanının katkısını da alarak çözüm önerilerini, yöre şartlarına uygun olarak hazırlasınlar. Bu çalışmanın içine FEODAL YAPININ günümüze kadar getirdiği bütün olumsuzlukları ortadan kaldıracak tedbirleri de çalışmalarının bir bölümüne mutlaka yerleştirelim. Adına, köy-kent mi? Yok sa, toprak reformumu? Her ne diyeceksek, diyelim.

Bir yörede, her alanda ne yapılacaksa, ilgililer tespit etsinler. Bütün Türkiye’de hiç TÜRKÇE bilmeyenlerin ne kadar olduğunu çok ciddi olarak ortaya koysunlar. Yine o yörede KÜLTÜREL haklardan ne kast ediliyorsa teker, teker belirlesinler. Bütün TÜRKİYE’YE şu yörede, şu insanlar, şu nedenlerle sosyal, siyasal, kültürel haklarını kullanamamaktadırlar diye ilan etsinler.

Bugün, TÜRKİYE’DE, İçişleri Bakanlığının bünyesinde farklı görevler de çalışmanın yanın da, KAYMAKAMLIK, VALİ YARDIMCILIĞI ve VALİLİK yapan DEVLET GÖREVLİLERİMİZDEN başka, hiç kimsenin ÜLKENİN sorunlarını yörelerin özelliklerine göre daha çok ve daha yakından bileceğini düşünemiyorum. Zira onlar, gerek görevleri gereği, gerekse mesleklerinin zorunlu kıldığı nedenlerle, yıllar boyunca adım, adım bütün olanları, en yakından bilen insanlarımızdır. MİT, önce onlara bilgi verir, Devletin kaynağını koruyan, yönlendiren ve yöneten onlardır. Sorunların kaynağını ve nedenlerini yine en iyi onlar bilirler. Gerektiğinde kolluk güçlerini kullanma yetkileri vardır.
Sonra, eski ve yeni bütün KAYMAKAM ve VALİLERİMİZDEN, İlk Öğretimin seksen altı yıldır mecburi olduğu ÜLKEMİZDE, bu gün TÜRKÇE bilmediğini iddia edenlerin, neden zorunlu eğitime tabi tutulmadığının gerekçelerini açıklamalarını bekleyelim.

Göstermelik tedbirler, siyasi beklentilerle sorunu çözdük demekle, ne çözüm getirilir, ne de DEMOKRASİ arzu edilen işlerliğine kavuşturulur.

Böyle bir çalışmanın sonucunda;

Konu hakkında ilgili ilgisiz konuşmalar sona erecek,
Siyasi gerginlik ortadan kalkacak,
Valilerimiz bütün yetkilerini kullanarak, görevlerini bir hakkın yapmış olacak,
Merkez Valilerimizin birikim ve tecrübelerinden yararlanılacak,
Koordinatör İçişleri Bakanı asli görevini yapmış olacak,
Ülke her türlü boşa giden enerjisini verimli kullanmış olacak,
Herkes kanuni sorumluluklarını yerine getirecek,
Demokrasimizin aksayan ve uygulanmadığı söylenen, tarafları uygulanmış olacak.
Ekonomik eşitsizliğimiz ortaya konacak,
Üretime yönelik, yatırımlar ÜLKE geneline eşit yansıtılacak,
İstanbul’da bulunan birçok sanayi tesisinin Anadolu’ya dağılımı sağlanacak,
Her ilde açılan üniversiteler, yöre özelliklerine uygun sektörleri davet edecek,
Tersine göç zorlanmadan, kendiliğinden gerçekleşecek,
Valilerimizin, görevlendireceği TSK ve Emniyet Güçleri görevlerini, sivil iradeyle
Birlikte yerine getirmiş olacak.
Evet, bunlara sizler başka, başka önerilerinizi ilave edebilirsiniz. İşte bütün bunlar birer, birer ve son derece sağlıklı ve hızla yapıldığın da SORUN dediğiniz kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Bunların gerçekleşmesi için tekrar edelim, ne yapılacak;

Başbakan, Bakanlarımız ve Valilerimiz görevlerini KANUNLARIMIZIN amir hükümlerine göre YERİNE GETİRECEK. MERKEZ VALİLERİMİZİN birikimimden istifade edilecek.
Gerçekleştirilecek, ‘’BÜYÜK TÜRKİYE RAPORUNA’’ Türkiye Büyük Millet Meclisi son şeklini verecek.

Dünyayı yeniden keşfetmeyeceğiz, sadece mevcut KANUNLARIMIZI uygulayacağız. Sakın göz ardı etmeyelim, bu çalışma BÜTÜN TÜRKİYE’DE, seksen bir ilimizde yapılacak diyorum. İşte, KÜRT AÇILIMI veya DEMOKRATİK açılım için ÖNERİM ve SÖYLEYECEK SÖZÜM, işte size ÇÖZÜM…Tabii ki, çözmek isteyenlere..!

IV. Murat’çasına,lokanta ve kahvehane masalarında tek bir sigara içeni yakalamasını beceren irade, sizce terörü durdurmasını beceremez mi..?

Ben, DEVLETİ BİLEN, DEVLET ADAMLARIMIZIN YETMİŞ MİLYONLUK TÜRK MİLLETİNİ, İki milyon CUMHURİYET karşıtlarına, teslim etmeyeceğine inanmak istiyorum.

Yaklaşan Ramazan Bayramınızı, en içten duygularla kutlar, ÜLKEMİZE dirlik ve birlik getirmesini, sizlere sağlıklı mutluluk dolu nice huzurlu bayramlar dilerim…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön