HIRANT DİNK'İN ''ERMENİ KİMLİĞİ ÜZERİNE'' (2 )

07 Mart 2007


Bu hafta Ermeni kimliği üzerine Hırant Dink tarafından kaleme alınan yazının (2.) ve (3.) bölümlerini sizlere aktaracağım. Yalnız genel değerlendirmelerin içinde neden HOCALI soykırımını yeterince konu etmediğimizi bu konuda neden eksik kaldığımızı oturup sorgulamalıyız. Umarım kendi adıma bu eksikliğimi bir gün yerine getiririm.

Yaşadığımız ve görmeye çalıştığımız süreçte, Kuzey Irak, Kürt meselesi, PKK ve Ermenilerin sözde soykırımının, dış dünyanın farklı platformlarına taşınarak, bizi bir hayli meşgul edeceğini ve Türkiye’nin en azından psikolojik zorluklara girebileceğini görebiliyoruz…

Hırant Dink’e gelirsek; Ermeni kimliği üzerine yazdıklarına bakınca, hiç de yadırgamayacağımız birisini görüyoruz. Aynı insanın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderdiği açık mektubunda ise bambaşka biri çıkıyor karşımıza. Söz konusu mektubunda ‘’niçin hedef seçildim’’ derken ‘’ruh halini’’ on iki başlık altında anlatıyor. Bir yerde, ‘’kalmak ve direnmek’’ başlığı içinde; ‘’bir gün gitmek mecburiyetinde kalırsak ama…. Tıpkı 1915’ te ki gibi çıkacaktık yola… Atalarımız gibi’’ diyor. Bilmem bu ifadelerden sizler, özgürlük, demokrasi havariliği, barış ve kardeşlik arzularını göre biliyormusunuz…? Satır aralarında umarım bunu görürüz…! Her ne ise, biz geçen hafta kaldığımız yerden devam edelim Ermeni kimliğini okumaya,

‘’Kilisenin Rolü
14 Kasım 2003

Gerçi Kilise’nin varlığı dört bin yıllık kadim Ermeni tarihinin ancak son 1700 yılını kapsar ama neredeyse tarihi Ermeni kimliğinin tamamını o doldurur gözükür.
Kilise öncesi dönemlerden pek bir şey kalmamış gibidir. Kalanlar ise halkın bir türlü vazgeçmediği ve Kilise’nin de mecburen uyum gösterdiği geleneklerdir. Putperestlik döneminin tapınaklarını, tanrı heykellerini, figürlerini ve hemen hemen bütün değerlerini, ortadan kaldıran ve izlerini silen Kilise, önünü alamadığı gelenekleri bu kez kilisenin çatısı altına alarak, Kilise’ye has bir ritüele dönüşmüştür.

Bugün kutladığımız birçok yortu ve bayram putperestlik döneminden gelen geleneklerin Hıristiyanlığa adapte olmuş halinden başka bir şey değildir.
Hazır geçmişten kalanlardan söz açmışken, bir saptama daha yapmak ve Ermeni kültür tarihinin ne denli dinsel kalıntılarla yüklü olduğunu teslim etmek gerekir.
Bu durumu en iyi anlatan veriler hem bugünkü Ermenistan’da, hem de dünkü Ermenistan’da (Anadolu’da) kalan tarihi eserlerdir. Tarihi eserlerin büyük bölümü kiliselerdir, şapellerdir, manastırlardır ya da yine dinsel dünyaya ait ‘’Khaçkarlar’’dır. (mezar taşları) Yine bugün Ermenistan müzelerinin büyük bölümünü ağırlık olarak Kilise’ye ait, Kilise’ye dair parçalar doldurur.

Öyle ki müzikte kilisenin rolü, edebiyatta kilisenin rolü, mimaride kilisenin rolü, resim sanatında kilisenin rolü, ayrı ayrı sorgulanması gereken başlıklardır ve her biri ayrı ayrı incelendiğinde içeriği hayli zengin ve Kilise’nin rolünü layıkıyla sergileyecek sonuçlara ulaşılması kaçınılmazdır. Tüm bu sorgulamalar bizi şu sonuca vardırır :
Kilise’nin Ermeni kimliğinin tanımı üzerindeki payı öylesine büyüktür ki bugün bile Ermeni dendiğinde Yahudiler gibi etnisitesi diniyle aynılaşmış tipik bir Doğu milleti algılanır. Ortodoks algılayışa göre ‘’Ermeni eşit Hristiyan’’ demek de yetmez. Hristiyan dininin kadim mezheplerinden Ortodoksluğun bir türevi olarak oluşmuş ve adını Ermeni Kilisesi’nin kurucusu Aziz Krikor Lusavoriç’ten almış ‘’Lusavorçagan’’ vurgulamasını yapmak ve ‘’Ermeni Lusavorçagandır’’ demek şarttır.

Öyle ki zaman içerisinde bu mezhepten kopmalar yoluyla oluşan Katolik Ermenilik ve Protestan Ermenilik dahi uzunca süre Ermenilikten sayılmamış, dışlanmışlardır. Ne var ki bu dışlamalar daha ziyade devlet yapılanmasının olmadığı, Kilise’nin milletin başında devlet işlevi gördüğü dönemlere aittir ve bugün artık geçerliliğini yitirmiştir.
Devlet yapılanmasının yaşandığı şimdiki dönem artık yeni bir başlangıcın işaretçisidir. Demokratik ve laik bir cumhuriyet olma iddiasındaki Ermenistan’da bugün artık din ve vicdan hürriyeti geçerlidir ve Kilise istese de Ermeni kimliği yeni açılımlara maruzdur. Ermenistan’da pıtrak gibi çoğalan değişik mezhepler ve inanışlar bu açılımların işaretçisidir.

Yarın öbür gün birilerinin ortaya çıkıp ‘’Ben Müslümanım ama Ermeniyim’’ demesi dahi şaşırtıcı gelmemelidir. Çağın gereği olarak o kişi de Ermeni kimliğine kendi özelliğini oturtmak isteyecektir.’’

‘’Ermeni kimliği üzerine (3)
Kaç Vartan’ın çocukları
5 Aralık 2003 ‘’ ‘’Sonuçta Ermeniler de tam anlamıyla tipik bir ‘’şark milleti’’ olma özelliği taşırlar. Dolayısıyla dinin Doğu toplumlarında oynadığı tarihsel rolün büyüklüğü Ermeniler için de geçerlidir.

Dinin Ermeni milletinin yaşamındaki ağırlığı son yüzyıla değin kesintisiz sürmüştür. Din ve milliyetçilik bu süreç içinde tamamiyle örtüşmüş, ‘’Milli Kilise’’ bir milletin vazgeçilmez öğeleri olan din ile milliyetçiliğin ta kendisi sayılmıştır. Öyle ki din ile milliyetçilik aynılaşmış, ‘’Biri olmadan diğeri olmaz’’ duruma gelmiştir. Din ile milliyetin ayrılmazlığını gösteren önemli örneklerin başında, Ermenilerin, Hristiyanlıklarının başlangıç dönemlerinde putperes komşuları Perslerle yaşadıkları ‘’Vartanants Baderazm’’ ı (Vartanyanların Savaşı) gelir.

‘’Vartanants’’ Ermeni dünyasında iki şekilde tercüme edilir.
İlki (ve doğrusu), Pers egemenliğine karşı ‘’ Ermeni Halkının Kurtuluş Mücadelesi’’dir. İkincisi ve Kilise’nin öne çıkardığı ise, bunun ‘’Dinin savunulduğu bir savaş’’ olmasıdır. Sonuçta hangisi kabul edilirse edilsin, ‘Vartanyanların Savaşı’nın’ Ermeni kimliği üzerinde oynamış olduğu milli ve dini rol yadsınamaz.

Şöyle ki, Ermeni kimliği üzerinde iz bırakmış iki önemli vakadan biri 1915’te yaşananlar ise bir diğeri de M.S 451’deki bu savaştır.
1915 mazlumiyeti, 451 ise kahramanlığı simgeler. Kahramanlık ve mazlumiyet ise yine Doğulu kimliklerin iki vazgeçilmezidir. Vartanants’ın bugüne intikal eden anlamı Kilise’nin tercümesinin hakimiyet sağladığına işaret eder.

Ateşe tapan Persler’in büyük baskısına direnerek muharebe meydanında can veren ama dininden dönmeyen kahramanlar,bir yandan milliyetçi bir kimliğin oluşmasında vazgeçilmez bir öğe olan kahramanlık olgusunu tamamlarken, Kilise’nin öneminin de artık silinemeyecek bir şekilde kimliğe kazınmasını sağlamıştır. Sonuçta, Vartanayanlar’ın savaşı Ermeniler’in yenilgisiyle sonuçlanmış olsa da, dininden dönmemenin bir simgesi haline gelmiş ve Hristinyalığı Ermeni kimliğinin vazgeçilmezi haline getirmiştir. ‘’Kaç Vartanlar’ın (Cesur Vartanlar) kahramanlıkları Ermeni tarihinden Ermeni kimliğine akan,hemen her yıl yinelenen bir ritüeldir.

Diaspora ve Ermenistan’daki Ermeni okullarındaki sınıflarda bir duvarda 1915 anlatılırsa, diğer duvarda da Kaç Vartanlar anlatılır.
Milliyetçiliğin dinden bağımsız bir görünüm arzetmesi ise nispeten son yüzyılda görülür. ‘’Dinsiz Ermeni kimliği’’ denemesi üç çeyrek asırlık Sovyet döneminin bir ürünüdür. Bu dönemde hem yerel milliyetçilikleri hem de dinsel inançları sosyalist öğretinin materyalist felsefesiyle yoketmeye çalışan sistemin elde ettiği başarının, kabul etmek gerekir ki, bir ayağı topaldır. Materyalist felsefenin bir miktar insanları dininden imanından ettiği görülse de milliyetçilik aynı akıbeti yaşamaz. Sonuçta koca Sovyet dağılır ve bu milliyetçi direnişler Asya kıtasında yeni ve bağımsız cumhuriyetlere dönüşür.

Sovyet dönemi, bağımsızlığını kazanan diğer haklar için olduğu gibi, Ermeniler için de yeni bir kültürün temellerinin atıldığı süreçtir. Bu dönem de sosyalist, dinsiz ve de milliyetçi aydınların sayısı artar. Ermeni kültürü ve sanatında kilisenin etkisinden uzak bağımsız eserler verilir. Ermeni kültürü ve sanatı yerelliğinden sıyrılır ve evrensel değerlerle buluşur. Evrensel düşünebilen ve eserler veren temsilciler bu dönemde ortaya çıkar. Doğrudur, Sovyet dönemi Kilise’yi ezmiştir. Ancak Ermeni kültürünün de evrensel boyutlara heveslenmesine yol açmıştır.

Bugün Ermenistan da yaşayan Ermeniler’in büyük bölümünün kilise ile araları mesafelidir. Onun içindir ki kilise bağımsızlık sonrası tüm performansını bu mesafeyi azaltma hamlelerine adamış, toplum üzerinde kaybettiği etkinliğini yeniden tesis etmek için yoğun bir çaba içine girmiştir. Kilise’nin çabası kendi içinde anlaşılır olmakla birlikte artık kabul etmek gerekir ki, hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Bundan böyle Ermeni kimliğini geçmişteki değerlerle tanımlamak yetersiz kalacaktır.
Eğer yaşam bugün gelmiş 8 milyonluk Ermeni dünyasının 5 milyona yakınını dünyanın dört bir yanına dağıtmış ve hemen hepsini birbirine benzemez ‘’çift kimlikliler’’ haline dönüştürmüş ise, bugün bizatihi Ermenistan’ daki yurttaşların büyük bölümü halen kendi bağımsızlıklarını terk edip başka ülkelerde yeni yaşam biçimleri arıyor iseler, gayrı Ermeni kimliğini Kilise’nin tanımladığı sınırlar içerisine hapsetmek çabaları abesle iştigalden başka bir anlam taşımaz.

Kabul etmek gerekir ki, Ermeni kimliğini salt dinsel motifler ve milli söylemlerle sınırlamak artık mümkün değildir. Kimlikteki çeşnilik artmaktadır ve kimliğin tarifine de yeni cümleler gerekmektedir.’’



Haftaya: Pratik kimliğin teorisi ve
Batı: Cennet ve Cehennem


Kaynak: Agos Gazetesi Web Sayfası

 

 

 

 

 

 

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön