HARS ve HIRS

29 Nisan 2013


Türkiye’nin bin yıllık tarihi ve son yüz yıl içinde verdiği istiklal mücadeleleriyle bugünlere gelişi hiç de kolay olmamıştır. Demokrasiden yana aldığımız her tavır, eksikliklerine, bizi yönetenlerin bütün beceriksizliklerine rağmen, küçümsenmeyecek mesafeleri ölçmemizle mümkündür. Eksikliklerimizi doğuran ana neden; gerek siyasi gerekse sosyal örgütlenmelerimizin bir temele dayanmayışı, başka ifadeyle dayandırılmayışıdır.

Otuz yıllık PKK teröründen itibaren, ülkenin sosyolojik ve psikolojik yapısı hiç dikkate alınmadığı gibi, üstüne-üstlük bunlar üzerinden operasyon yapılmaya çalışılması da ayrı bir konudur.

Bugünkü hükümetin, geçmişin mirasından yararlandığını söyleyebilen tek kimse yoktur. Hâlbuki devletlerin yönetim anlayışları bir geleneğe bağlı olmalıdır. Hangi geleneğin? Ekonomik, siyasi, sosyal, dini ve kültürel anlayışından yararlandığını bir gelenek! Böyle bir gelenekten yararlanılmadığı içindir k; bu millete yeniden bir kimlik anlayışı ve arayışına girişilmiştir.

Herhangi bir teşebbüsün, haklı, meşru, adil, ahlaki ve akli olabilmesi için, onun siyasi değerler yelpazesinden kurtularak, hukuki olmasına dikkatle önem verilmelidir. AKP iktidarının yaptığı, BATININ dünden bugüne ‘’ÖTEKİLEŞTİREREK’’ bir ŞARK yaratması gibi, kendinden olmayanı, kendisi gibi düşünmeyeni farklı göstermesinden başka bir şey değildir. Terörün bitirilmesi için son yıllarda yapılmaya çalışılan, gidilen hedefin yol taşları döşenmemiş bir boş çabanın adı, konu her gündeme geldiğinde değiştirilmiş, sonunda da, kulağa hoş gelmiş olacak ki, adına’’ barış süreci’’ denilmiştir.

Barışın kiminle, ne zaman ve hangi şartlar altında yapılacağı DÜNYACA bilinmektedir. Bütün bir ÜLKE terörün bitirilmesi, huzura kavuşması için kafa yorarken, terör ve teröristin yanında yer alan Kürtçülerle de uğraşmak durumunda bırakılmıştır. Bunlar yetmiyormuşçasına, Türkiye hiç yoktan etnik parçalara ayrılarak tarif edilmeye kalkışılmış, bundan cesaret alan ve de etnik bir grup olan Kürtler top yekûn devletle pazarlığa girişmiştir. Bırakın pazarlığı, her konuşmalarının satır aralarında devleti tehdit eder olmuşlardır.

Etnik ayrıştırmalarla uğraşanlar ise, dil birliğini, kültürel ve ekonomik paylaşım ile her ne kadar sözde konu edilse de din birliğini görmemezlikten gelmeye soyunmuşlardır.

Tarihin insanlara sunduğu değerlerden haberi olanlar, Cumhuriyetin kuruluş sistematiğinin çerçeveleri içerisinde, Osmanlı mirasından nasıl yararlandığının ipuçlarını görebilirlerdi. Şüphesiz, kendi geçmişini biraz merak edenler, Ziya GÖKALP’İN düşünce sistematiğinin de çerçevesine dikkatlice baktıklarında, orada da, OSMANLI mirasıyla bir ilişkinin çizilmeye çalışıldığını teslim edeceklerdir.

Ziya Gökalp; ‘’Kültürü ve kültürü ortaya çıkaran dili, millet olmanın en önemli unsurları arasında kabul ederken’’ dilde TÜRKLEŞME olmazsa, vicdanların, dinin ve vatanın parçalanacağını düşünmektedir. ‘’Barış Süreci’’ denilen bilinmez yolun yapıcıları, bu pazarlıkta hep inkârdan bahseden Kürtlerin, söylendiği gibi Kürtçe değil, en azından Şerefnâme’ye göre; KURMANÇ, LOR, KELHUR, GORAN veya KIRMANÇÎ, (Kurmançî) ZAZACA (Dımlî), SÖRANÎ, GÖRÂNÎ, BADİNÂNÎ konuşmaya kalkışacaklarından ne kadar haberdardırlar? Hangi lehçeye alfabe, hangi lehçeye sözlük yapacaklar?

Yine Ziya GÖKALP, HARS’I; ‘’HARS, yani kültür, ona göre milli; medeniyet, yani; uygarlık ise evrenseldir’’ der.

‘’HARS, halkın geleneklerinden, yapa geldiği şeylerden, örflerinden, sözlü ve yazılı edebiyatından, dilinden, müziğinden, dininden, ahlakından, estetik ve ekonomik ürünlerinden ibarettir. Bu güzel şeylerin hazinesi ve müzesi HALK olduğu için, HARS demokratiktir.’’

‘’Bir insan, milli kültürün etkisi ile belki de yalnız kendi milletinin kültürüne değer verir.’’

‘’ Millet, aynı HARS’TA ortak olan fertlerin bütünüdür.’’

‘’ Ortak vicdan HARS’TAN ibaret olduğu için, toplum kadrosuna girebilecek topluluklar, ancak milletlerle onların kökleri olabilirler.’’ ‘’Bir toplumun milli bir HARS’I olması, onun milletler arası bir medeniyete de ait olmasına engel değildir.’’ Diyen, merhum Ziya GÖKALP TÜRK HARSINI kısaca böyle anlatıyor. Tabii anlayana..!

HARS için daha fazla söz söylemeye herhalde gerek yok. Ancak, mütefekkir ve mutasavvıf Sâmiha Ayverdi’nin (1905–1993) şu ifadelerini aktarmadan geçemeyeceğim. ‘’ TÜRK HARSININ DİRİ DİRİ GÖMÜLDÜĞÜ SANDUKAYI AÇMAK ve ÖLÜME MAHKÛM EDİLMİŞ İRFAN HAYÂTIMIZA YÛNUSLAR’IN FELSEFESİYLE YENİDEN CAN VERİP AYAĞA KALDIRMAK BİR VATAN ve ÎMAN BORCUDUR VESSELÂM’’ demiştir.

Sözlüklerimizde, HARS’TAN başka, birde hepimizin bildiği HIRS vardır. Eskilerin, TṸL-İ EMEL, dediği, HIRS, tamah, tükenmez arzu. Veya Bir şeyi elde etmek için duyulan, önüne geçilmez derecede kuvvetli istek, kızgınlık, öfke. Tamah, çok isteme, açgözlülük, sonu gelmeyen istek, olarak açıklanıyor.

İşte insanın gözünü her nedenle olursa olsun, hırs bürümeye görsün! Biz sözü uzatmadan, diyeceklerimizi, atasözlerine bırakalım,

Hırs basmak, Gözünü hırs bürümek, Hırs bastırmak, Hırsından çatlamak, Az tamah, çok ziyan getirir. Hırsını yenmek, Bir buldu iki ister, akça buldu çıkın ister, Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.

Hükümetin, ‘’barış süreci’’ dediği HIRSININ, TÜRK HARSINI, geçemeyeceğini, ‘’Bir millet’(in) medeniyetini değiştirebileceğini, fakat HARSINI değiştiremeyeceğini’’ hepimiz göreceğiz.




KAYNAK : - Belgeler, Makaleler
- Bir Türk Düşünürü Olarak Ziya Gökalp
(Şahin Gürsoy-İhsan Çapçıoğlu)
- Ziya Gökalp ve Kürtler
(Sebahattin Topçuoğlu)
- Türkçülüğün Esasları
(Ziya Gökalp)
- Din-Dil (?)
( Celaleddin Çelik)
- Sözlükler
- Kürtler
(Prof. Dr. Abdülhalủk M. Çay)
 

 

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön