ERZİNCAN'I ''DİNLİYORUM GÖZLERİM KAPALI'' !!

31 Ocak 2008


Hiç değilse bu yazımızda sözde soykırımı, Kürt-Ermeni ilişkilerini bir yana bırakarak, 2005 de yazdıklarımı kısmen değiştirerek tekrar değerlendirmenize sunmak istiyorum. Biraz Erzincan’a gidelim diyorum.

Şairin mısraların da anlattığı gibi, Erzincan’ı ‘’dinliyorum gözlerim kapalı’’ Farklı noktalardan bakmaya çalışıyorum. O ikindi rüzgarların da gözlerimize toz dolardı.İnatla Aşağı Çarşıdan, Dört Yola yürürken ; Erzincan sevgimiz, sevgililerimiz vardı.Esen rüzgar,gözlerimizde ki toz ve gözyaşlarımız da hep sımsıcaktı.Biz büyüdük, Erzincan bizimle beraber büyüdü..Biz onu anlıyorduk, o bizi anlıyordu…Bazen depremle sarsıyor, bazen de sevdiklerimizi koparıyordu bizden. Her şey aşikar, her şey herkese aşinaydı bu şehirde…Tatar Rasim veya Kömürcü Naim İstasyonda ki akasyaları nasıl tanıyorsa, her Erzincanlı da tanırdı.Belki o akasyalar bizleri, onları sevdiklerimizden daha çok seviyordu..

Nedense yeni nesil Erzincan’ı yeterince tanımıyor. Bu günlere nasıl gelindiğini bilmiyor.Garip olan, oy kaygısı peşinde olan siyasilerimizde bu takımın dışında kalmıyor.Bu da yetmiyor, onlar Erzincan’ı ellerinde tuttukları bir enstrüman da siyasi gamdan ibaret sanıyorlar.Dar bir pencere, öz ve özdeşlik hak getire..

Erdem saydığımız değeler artık yok. Toplum kültürü sorgulanarak, oradan pozitif değeler de çıkarılamıyor. İnsan yoğunluğu tartışılırken; onların gözlerinden kaybolmaya yüz tutmuş pırıltıları, canlılıkları aranmıyor. Kendine has sosyal hayat yerle bir edilirken, ekonomik değerler ön plana çıkarılıyor. Neye yarıyor sa sözde bilgiçlik her kesimde üst düzeyde. Fakat, saygı ve sevgiden yoksun bir anlayışla…Tabii buradan sevinç ve acılarda yürekten paylaşılamıyor, bütün bu değerler geçmişte kalmış oluyordu.

Geçmişte de kırılan noktalarımız vardı.Ama yaşadıklarımız düzeyliydi..Büyük şehirlerimizden farksızken bile Erzincan’a ve Erzincanlıya biçilen bir artı değer vardı.Toplum da azdık ama özdük. Sayamayacağımız kadar yüksek rütbeli subayımız, sayamayacağımız kadar kendini yetiştirmiş yüksek bürokratımız vardı. Şimdi üzülerek söylemek gerekirse aynı noktada değiliz. 1992 Depreminden sonra bizi yönettiğini zannedenler, kalkınmanın binalar yapmaktan ibaret olduğunu sandılar. Ama, halk müziğimiz de bir eser de ‘’Neyleyim köşkü sarayı, içinde salınıp gezenim olmayınca’’ dizelerinin de anlamını kavrayamadılar. Hal böyle olunca, bir kesim Erzincanlı ise, kendi bilgiçlik dünyasından kopamayarak, değerlerine sahip çıkmasını bilmedi veya bilemedi.

Geçen gün bir arkadaş grubuyla sohbet ediyorduk. Erzincan da yaşadıklarımızı, hatırlaya bildiklerimizi, onların güzelliklerini hasretle dile getirdik. Delilerimizi de andık. Bir arkadaşımız Erzincan’ın delileri bile bir başka güzeldi, dedi. Bu, anlayanlara her şeyi anlatmaya yetecektir.
Bir de, nedenini izahta güçlük çektiğim başka konu ise cemaat ve tarikat faaliyetlerinin Erzincan da yoğunlaşmasıdır. Hak olanı saygı ile ayrı tutarken, bu denli bölünmeyi, ayrışmayı, farklı mensubiyetleri yorumlamakta zorlanıyorum. Bu konu da önderlik ettiklerini sananlarında bilgice yeterli oldukları kanaatinde de değilim. Bu arayışa duyulan ihtiyacın nedenleri ise ayrıca sorgulanmalı, araştırmalı bilimsel olarak topluma sunulmalıdır. İrdelenmesi gereken, bir anda 1992 depreminden sonra neler, kimlerin yapıyı bu hale getirmiş olmasıdır.

Burada garip olan başka bir nokta ise bu alanda önderlik ettiklerini sananların büyük bir çoğunluğunun ise Erzincanlı olmadığı konusudur. Genel de bilinen sosyal yapı, dinde, siyasette ve ekonomide önderlerini kendi bünyesinden çıkarmasıdır. Onlarda içinden geldikleri kendi topluluklarını, o toplulukların gelenek-görenekleri, kültürleri ve değer ölçüleriyle aydınlatırlar. Falan ilden, falan ilçeden gelmiş sözde önderlerin peşinden gitmenin mantığını anlamakta oldukça zor.

Bütün bu yapı içerisinde büyük bir bölümü eğitimli olanlara ne demeli bilmiyorum. Bunların birde ticaretle bütünleştirilmesine ne anlam vereceğiz oda işin ayrı bir boyutu. En kıymetli emtianın ticaretini yapacaksınız ama birileri sizi abideleştirecekler. Bu da manevi değerlerine yeterince sahip çıkmasını her zaman bilmiş Erzincanlıya yakışmıyor. Erzincanlı nasıl anlaşılmaz bir yolda da olabiliyor. Nasıl sanal yaşatılıyor, nasıl uyuyor, dilim varmıyor ama nasıl uyutuluyor. Bütün bunların yanında değerlerimizi tam da yaşamazken, aldığımız göçlerle de kendi kültürel değerlerimizden hızla uzaklaşmaktayız. Bana necilikle yapmamız gerekenler karşısında toplumsal tepki vermekten de başka bir mesafedeyiz

Dün üç-beş çingene vatandaşımızın nerede oturacağına karar vermeye kalkanlar, bu gün farklı gerekçelerle on yıl sonrası için terör öngörmekteler. Bu öngörünün topluma sunulmasının ne gibi olumsuzlukları da beraberinde getireceğini de hiç düşünmeden. Bütün bunlara sebep olanların biraz düşünmelerini öneririm. Taksim, Kızılay ve Hocabey Mahallelerini yıkarak yeniden yapmak tabiî ki fevkalade güzel bir çalışma olacaktır Bir de bunu .altmış yıllık bir kültürü yıkmadan başarabilirsek. Zira Erzincan’ın aklı o mahallelerimiz de saklıdır. Orada nice 1939 depreminin bitmeyen acıları, o acılar üzerine kurulmuş nice mutlulukları vardır. Siz acının ve mutluluğun ne olduğunu biliyorsanız…!

 

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön