ERMENİ MESELESİ ve TAZİYE

30 Nisan 2014


2004 Yılından günümüze kadar yazdığım SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI yazıları, herhalde yüz’e yaklaşmıştır. Yıllardır gerektiği kadar yayının yapılmadığı, yapılanların ise sadece bir-kaç kaynağa dayandırıldığı hepimizin yakından bildiği bir gerçektir. Hâlbuki Osmanlı Arşivlerimizdeki belgelerle, binlerce kitap yazılabilir. Ancak kim çalışacak, kim yazacak, kim basacak, dahâ da önemlisi kim ve kimler okuyacak?

23 Nisan 2014 günü Başbakan Erdoğan, 1915 Ermeni Olayları nedeniyle bir mesaj yayınladı. Mesajın içeriğini göklere çıkaranlardan, tepki gösterenlere, teşekkür ilanlarına kadar, değişik değerlendirmeleri bildiğiniz gibi, birlikte okuduk. Bu mesajın ‘’bahtının rüzgârına’’ kapılıp giden dışişleri ile Başbakanın ‘’kuru yaprak’’ misali Ermeni Diasporasının peşine takılıp sürüklenmesinden başka, değerlendirilecek, yorumlanacak hiçbir yönü bulunmamaktadır.

Bunu anlamanız için onlarca, yüzlerce yıl gerilere gitmenize de hiç gerek yoktur. Nedense balık hafızamız her konu da olduğu gibi, bu konuda da önümüze gelmektedir. Fazla uzaklara gitmeden yine beraberce 2009 yılına, yani sadece beş yıl öncesine giderek; Sayın CUMHURBAŞKANI’NIN neler söylediğini okuyalım: ‘’OBAMA’NIN AÇIKLAMALARINDA KATILMADIĞIM YÖNLER VAR, ÖZELLİKLE 1915’TE HAYATINI KAYBEDEN YÜZ BİNLERCE TÜRK VE MÜSLÜMAN VAR. HAYATINI KAYBEDEN HERKESİN ACISININ PAYLAŞILMASI GEREKİR’’ demişti.

Peki, Başbakan Erdoğan yeni ne söylüyor? Cumhurbaşkanı’nın kısaca ifade ettiği düşünceyi, biraz dahâ da açarak, ‘’ Her din ve milletten milyonlarca insanın hayatını kaybettiği I. Dünya Savaşı esnasında, tehcîr gibi GAYR-İ İNSANİ sonuçlar doğuran hadiselerin yaşanmış olması, Türkler ile Ermeniler arasında duygudaşlık kurulmasına ve karşılıklı insani tutum ve davranışlar sergilenmesine engel olmamalıdır.’’ ‘’Kadim ve eşsiz bir coğrafyanın benzer gelenek ve göreneklere sahip halklarının geçmişlerini olgunlukla konuşabileceklerine, kayıplarını kendilerine yakışır yöntemlerle ve birlikte anacaklarına dair umut ve inançla 20. Yüzyılın başındaki koşullarda hayatlarını kaybetmiş Ermenilerin huzur içinde yatmalarını diliyor, torunlarına taziyelerimizi iletiyoruz’’ ‘’Aynı dönemde benzer koşullarda yaşamını yitiren, etnik ve dini kökeni ne olursa olsun tüm Osmanlı vatandaşlarını da rahmetle ve saygıyla anıyoruz’’diyor.

AKEPE’NİN -0- sorun dış politikasını, 2009 yılında imzaladığı Ermeni Protokollerini, çok yakın zamanda, Ermenistan da Davutoğlu’nun söylediklerini burada tekrar etmiyor, bütün bunların Taziyeye hazırlık olduğunu anlamış oluyoruz.

Yaratılmaya çalışılan gündemi, değerlendirmeye çalışanlara bırakarak, biz detaya girmeden bazı yılları sıra ile tekrar edelim:

395-1064-1071-1562-1566-1780-1820-1828-1830-1831-1834-1850-1853-1863-1876-1877-1878-1880-1887-1893-1894-1895 vd. yıllar da, sonra; 1915’e kadar ANADOLU’DA Ermenilerin neler yaptığını, bileniniz var mı? Araştıracak olan öğrenir, görmek isteyen göz görür!

Osmanlı İmparatorluğu Sicil-I İdare-I Umumiyet-I Müdüriyeti 1914 RESMİ istatistiğinde 13.339.000 Müslüman ve 1.234.671 Ermeni’nin bu topraklarda beraberce, nasıl yaşadıklarını ne kadar biliyoruz?

Türkiye’nin 24 Nisan 1915 TEHCİR kararı ve söz konusu dönemde yaşananlar ile hiçbir dönem de İNKÂR’A kalkışmadığından acaba haberdar mıyız?

Yüz yıla ramak kala, kendilerini yalnızlaştıranların, düşmanlaştırılanların, yüzleşmeden asıl kaçanların, Ermeniler olduğunu neden söylemiyoruz?

Günün şartları, Ermeni ÇETELERİN yaptıkları bütün çıplaklığıyla ortada iken, hesabı İttihat ve Terakki üyelerine kesmek, kolaycılığı hangi vicdana sığıyor?

Tabii, TEHCİR’E TENKİL diyebilen cahil ve körü körüne şartlanmış bir zihniyete, bunları ne kadar anlatsanız, anlamazlar ki!

Türkiye, hiçbir dönemde tarihi bir inadın içerisinde olmamış, sadece yaşananların karşılıklı dahî olsa, bir isyanın, bir karşı duruşun, Anadolu toprakları üzerinde, yeni bir devlet kurmak isteyenlerin, Osmanlı Ordusunu arkadan vuranların, yaptıklarını önlemek amacıyla tedbirler almış, TEHCİRİ uygulamıştır. Bunu da İNKÂR etmemiştir. Bu bir ezber değil, bir inat değil, gerçeğin ta kendisidir. Dünya’da yalnız kalmasını gerektirecek hiçbir şey yoktur.

Acılar mı? Yaşanmıştır. Ölümler mi? Olmuştur. Kendi içinden, kendine baş kaldıran kendi vatandaşına, gel ne istersen yap, nasıl istersen öldür, nasıl devlet kurmak istiyorsan kur mu, denmeliydi?

Başbakan’ın TAZİYESİ, TARİHİ gerçeği değiştirmeyeceği gibi, gerçekler karşısında da ortaya ne yeni bir fikir, ne de yeni bir tavır getiremeyecektir. Geçmişle barıştan bahsedenlerin öncelikle ‘’EMPATİ’’ yapmaları, savaşların, mücadelelerin karşılıklı yapıldığı gibi, BARIŞMANIN da karşılıklı olduğunu bilmeleri ve vicdanen kabullenmeleri gerekir.

Varsayalım ki, bu TAZİYE; acıların anılmasını, kırgınlıkların dostluğa çevrilmesini sağlamış olsun! TAZİYE dileyen, TAZİYE dilediklerinin diğer ölümleri kabûl etmeyeceğini, kendi katliamlarını hiç mi hiç kabûl etmeyeceklerini acaba neden düşünmemiştir? Ermenilerin TEHCİRE, yine ısrarla SOYKIRIMI diyeceklerini, yine TRAVMADAN dem vuracaklarını, neden hesaba katmamıştır?

Şu açıkça bilinmektedir ki; diasporanın elinden SOYKIRIMINI aldığınızda, geride Ermenilik diye bir şey kalmaz! Daha ilerisini, kimsenin dile getirmediğini ben söyleyeyim; Osmanlı İmparatorluğu, günün şartları içerisinde TEHCİRİ uygulamasaydı, inanın bugün Ermenistan diye bir ülke olmazdı…

Tarih sayfalarında, TEHCİRİ, SÖZDE SOYKIRIM olarak kabûl etmiş tek bir millet, tek bir devlet yoktur. İddia sahibi ise, İddiasını ispatla mükelleftir. Sözde Soykırımı iddiasında bulunan diaspora Ermenileri orada, Acıları bağrında taşıyan Anadolu buradadır. Tarih, kimin İHANET, kimin neleri İNKÂR ettiğini gerektiği gibi zâten kaydetmiştir.

Siz, bu TAZİYEYİ kim ve kimlerin kabûl ettiğini biliyor musunuz? İşte ÇARPITILMAYACAK mesele budur. ÇARPITILAN ‘’GAYR-İ İNSANÎ’ ’LİĞİ de bırakalım tarihi yanlış değerlendirenler düşünsün…!

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön