''ELİM İŞTE - GÖZÜM OYNAŞTA''

09 Ağustos 2011


Bugün yazımın başlığını Hayl-ü Haşem koyacaktım. Bunun göçebe anlamına gelen yönünü ele alarak, Kerimüddin Mahmud-i Aksaray-i’nin Müsâmeretü’l-Ahbâr da ki, kendi memleketimi anlamaya ve de anlatmaya çalışacaktım!

Kâbus-i Veşmgir, Kâbus-name adlı eserinde oğlu Gilan Şah’a nasihatinde; (şiir)

‘’Zamanenin işkenceleriyle bizi incitenlere de ki: Günün birinde felâkete uğramayacak hangi mağrur vardır?

Zamanın elinden çıkan oklar bize çevrilmiş ve bayağı insanlardan bize bir zarar korkusu erişmişse ne çıkar?

Görmüyor musun ki, deniz daima pislikleri üstünde, değerli incileri de bağrında saklar.

Gökte sayısız yıldız vardır. Fakat güneş ve aydan başka hiç birisi tutulmaz’’ der. İşte bu mısraları ele alarak bir yerlere gidecek, sizleri de birlikte götürecektim!

Bir anda kendi kendime sordum. Sen ne yapıyorsun?

Bu memleket de, farklı iki fotoğrafı okuyamayanlar var. Fotoğraftan ‘’Militarizm’’ ve ‘’Demokrasi’’ çıkaranlar var. Hem de benin gibi öyle sıradan insanlar da değiller! Sıradan olmayışları, anlı-şanlı oluşları; beyinlerinin küçücük bir bölümünü çalıştırarak FOTOĞRAF nasıl okunur? FOTOĞRAFA nasıl bakılır? FOTOĞRAFA bakılınca ne görünür? Anlamının ne olduğunu öğrenmek zahmetine bile katlanmayacak kadar düşüncesizler. Ama var, varlar….

Geçtiğimiz YÜKSEK ASKERÎ ŞURA’DA ki fotoğraftan bahsediyorum. Birlikte bir test uygulayalım; Ben MİLİTARİZM denilen fotoğrafın altına, son dört hafta da KIRK ŞEHİT’İN isimlerini yazayım. Sizde, DEMOKRASİ fotoğrafınızın altına dilediğinizi yazın.

Şimdi o FOTOĞRAFLARA bir daha bakın. Neyin yanlış hükmetmek ve hüküm vermek olduğunu, BOŞ koltukların ne anlama geldiğini, nelerin eksik olduğunu, AY-YILDIZLI BAYRAKLARIN gölgesinde, ‘’bir köyün tek muhtarının da’’ ‘’O’nun bakanında’’ ne kadar zoraki, buruk ne kadar iğreti durduğunu, bakmaktan biraz nasibi olan varsa, görecektir.

İnsan’a sormazlar mı? Sekiz yıldır GENELKURMAY Başkanları, Başbakanın yanına silâh zoruyla mı oturuyorlardı?

Efendim, Genelkurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanacakmış! İyi de, Bşçvş’mun (!) başkanı olduğu kurum kime bağlanacak?

İktidar ve o’nu yönlendirenler şunu çok iyi bilmeliler ki, kurumlarla, değerlerle bu kadar çok ve fütursuzca uğraşmanın sonunda, yaratılan dağınıklığı, yaratanlar da toplayamaz hale gelir ve ülkenin sürükleneceği keşmekeşin içinden yıllarca çıkamayız. Bu husus herkesçe bir daha düşünülmelidir.

Bütün bunların hemen yanında, seviyesizce, vatan, millet ve asker düşmanlığından hâlâ kazançlı çıkmaya çalışanlar var. İstifalar sembolikmiş, başarısızlıkları saklamakmış, aşırı saygınlığın sıradanlaşması imiş, ordunun hiyerarşik yapısı, parti siyaseti doğrultusunda olmalıymış, mış mış. Ayıp olmasa alenen cemaatin siyaseti doğrultusunda diyecekler de, artık o kadarına dilleri varmıyor. Bu çirkin psikolojik savaşın kaybedeni, inşallah TSK olmaz.

Başbakan’ın davetiyle Türkiye’ye dönen Kemal Burkay’da her gün gelen ŞEHİT haberlerini durduramadı.! DEVLETİN ve HÜKÜMETİN temsilcisi VALİLER-KAYMAKAMLAR, ilin genel idaresinden, buna genel asayiş ve terör de dâhil sorumluyken, halen onlara kimse bir şey sormuyor, görev ihmalinden nasıl oluyorsa, hiç vali ve kaymakamı tek bir savcımız tutuklamıyor. Neden?

Ne anlatıyordum; Müsâmeretü’l-Ahbâr da, ‘’Kaza habercisi, Sahib Kazvinî’nin durumunu değiştirmek ve işlerini başkalaştırmak için örnek verdi. Fakat onun ileriyi görmeyen gözü, onun işaretinden habersizdi. O, o açık kapının hiç kapanmayacağını sanıyordu.

Kader kâtibi de Mücireddin Emir Şah’ın azli konusunda felâket yazısını kaleme almıştı. Hâlbuki onun tabiatı, feleğin oyunundan öyle habersizdi ki hiçbir zaman yenilgi tozunun amelinin kıyısına konmayacağını kesin biliyor, emin sanıyordu. (şiir-Arapça)’’

‘’Allah bir kulunun zevalini dilerse, o kişi ne kadar düşünceli, akıllı ve ileri görüşlü olursa olsun,

Yaptığı bütün işler, onlar kötü de olsalar gözüne güzel gösterir.

Onu cehaletle aldatır, gözünü kör eder; amacına ulaştığı zaman ona aklını geri verir.

Bütün olanları iyi anlasın ve kötü olanları geri çevirsin diye.’’

‘’Yapabilirken işleri yapmada gafil davranan kimsenin hali şüphesiz sıkıntıya girer. O halde hangi rahat vardır ki sonunda bir sıkıntı gelmesin? Hangi izzet vardır ki içinde zillet bulunmasın? (Şiir)’’

‘’Devlet kelimesini önce yaz ve sonra ona bak; onun yarısı ‘’dev’’ ve diğer yarısı ‘’let’’dir.

Yani ‘’dev’’ (koş); değilse ‘’let (tokat)’’ yersin; alıp vermede de bu tür zahmet vardır.’’

İşte, kâğıtla kalemim al-takke ver külâh beraber giderken, bir ara televizyonda Pakize Suda’yı gördüm. Yine ne olduğumuzu ortaya döküyordu. Sanki üzerine vazifeymiş gibi! Kalkmış, Türkiye’de sorulacak hiçbir şey kalmamış gibi, % 99’u Müslüman % 50 si de AKEPEYE oy vermiş bir millete namazların kaç rekât olduğunu soruyor.
Hanımefendi’yi kesmiyor olacak ki, yine % 50 si AKEPEYE oy veren necip milletimize, yeni hükümetin kabinesinde kaç hanım bakanımız olduğunu sormaz mı? Tabii bunların % 90’ı maalesef doğru cevap veremiyor. Bu kadın, milletimizin o yüksek bilgisiyle niye uğraşıyor, anlamıyorum! Bu soruları Bülent Arınç’a sor, bak ‘’kuzu-kuzu’’ takır-takır şakır-şakır nasıl cevabını alırsın.
Hani derler ya, ‘’ ELİ İŞTE-GÖZÜ OYNAŞTA’’ benim ki o hesap, bu yazı artık şirazesinden çıkmaya başladı… En iyisi Abdülhak Hâmid’in şu mısralarıyla bitirelim.

‘’UYANSAK DA ZULMETTEYİZ BÎ-DELÎL,
UYANMAKTAN ANLAR MI ÇEŞM-İ ALÎL?’’

KAYNAK:
- Müsâmeretü’l-Ahbâr
Prof. Dr. Mürsel Öztürk (T.T.K.)

-İst. Ed.Fak.Yayınları No: 1809
 

 

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön