DOĞRUSU HANGİSİ... ?

20 Ocak 2006


AB. Hikayemiz hepimizin malumu…! İngiltere’den sonra dönem başkanlığını alan Avusturya’ nın hangi konular da, ne gibi muhalefet örnekleri göstereceğini, içeriğini bilmediğimiz ama beklediğimiz kuşkusuz. İlk beyanatların da ‘’hazmetmek’’ diye bir lafı bir yerlere gönderdiler. Yeni bir üye almadan önce AB nin kendi içinde ki, ‘’Hazmetmek Kapasitesi’’ne ilişkin gazetecilerin sorusuna ‘’bunun yeni bir kural olmadığını, Kopenhag kriterleri arasında bu kriter vardır’’ diyor. Ve Wolfgang Schüssel devamla ‘’ AB Komisyonunun olumlu rapor vermesiyle Türkiye ve Hırvatistan’la müzakerelere ilk altı ay içinde başlayacaktır’’ diye de ilave ediyor.

Aslında sizlerle paylaşacağım ne Avusturya Başbakanı ne de AB. Konuya bu pencereden girince aklımıza başka bir Avusturya’lı devlet adamının şu söyledikleri geliyor. Metternich (1773-1859) Osmanlı İmparatorluğu döneminde dönemin yetkililerine bakın nasıl sesleniyor.

‘’ İmparatorluk günden güne zayıflamaktadır. Niçin saklanmalı..? Onu bu duruma düşüren sebeplerin başında Avrupalılaşma zihniyeti gelir. Temellerini 3. Selim’in attığı bu zihniyeti, derin cehaleti ve sonsuz hayalperestliği yüzünden 2. Mahmut son haddine vardırır. Bab-ı Aliye tavsiyemiz şudur: Hükümetinizi dini kanunlarınıza saygı esası üzerine kurunuz. Devlet olarak varlığınızın temeli, Padişahla Müslüman tab’a arasındaki en kuvvetli bağ, dindir. Zamana uyun, çağın ihtiyaçlarını dikkate alın. İdarenizi düzene sokun, islah edin. Ama yerine size hiç de uymayacak olan müesseseleri koymak için, eskilerini yıkmayın. Avrupa medeniyetinden sizin kanun ve nizamlarınıza uymayan kanunları almayın. Batı kanunlarının temeli Hıristiyanlıktır. Türk kalınız. Tatbih edemeyeceğiniz kanunu çıkarmayın. Hak bellediğiniz yolda ilerleyin. Batı’nın sözlerine kulak asmayın. Siz ilerlemeye bakın. Adalet ve bilgiyi elden bırakmayın. Avrupa efkar-ı umumiyesinin az çok değeri olan kısmını yanınızda bulacaksınız. Kısaca, biz Bab-ı Aliyi kendi idare tarzının tanzim ve ıslahı için giriştiği teşebbüslerden vazgeçirmek istemiyoruz. Ama, Avrupa’yı örnek olarak almamalıdır, kendisine. Avrupa’nın şartları başkadır. Türkiye’nin başka. Avrupa’nın temel kanunları Doğu’nun örf ve adetlerine taban tabana zıttır. İthal malı ıslahattan kaçının. Bu gibi ıslahat Müslüman memleketlerini ancak felakete sürükler. Onlardan hayır gelmez sizlere…’’

İşte 1800 lü yıllarda Avusturya Başbakanı olan Prens Klemens von Metternich’in dönemin İmparatorluk yetkililerine tavsiyeleri. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılma nedenlerini bir başka açıdan değerlendirdiğimiz de bir çok şeyi daha iyi anlayabiliyoruz. Aydınlarımızın neden o günlerden sonra yeterince yetişmediğini, her geçen gün azaldığını, bütün değerlerimizden nasıl uzaklaştığımızı. Bu gün yaşadığımız ikilemlerin kaynağını, vellhasılı bu gün ödediğimiz faturaların ne zaman yazıldığını daha iyi anlaya biliyoruz. Buraya bakışımızı bir kenar da tutarak, yine bir yabancının bir ilimiz de söylediklerine ve o yabancıyı tasdik eden güya kendinden emin pervarsızca konuşanların söylediklerine bakalım. Ne laf etmişler onu da görelim. ‘’ Sanayi Kapitalizmi.. Protestan ahlakı…! Bu bir ilimiz ekonomisinin geldiği noktasının kısa ifadesi. Yazık bu ile, bu ifadeleri kullananlara yazık. Bu ülkenin yetişmiş insanlarına yazık.

Ey ‘’ONUR’’ varsan, kapama bazılarına kapılarını.

Kısaca söylemek gerekirse, yukarıda ifade edilen sözde laflar,bu gün söylenen laflar değildir. ’’Kapitalizm’’ ve Protestan ahlakı ta Weber’e kadar uzanır. Yıl yine 1800 lü yıllardır. Bir yanda Weber, bir yanda Marx vardır. Kapitalizm nedir..? Weber’le Marx’ın menfaatlerinin kesiştiği nokta. Menfaatlerinin doğduğu noktada birleşmekten kaçınmadıkları bir izm. İki zıt düşüncenin birleştiği çıkar noktası. Protestan ahlakı ne demek…? İnsanla alay etmek,İnsanı menfaat girdaplarında öğütmek, veya aşağılamak.İkisine beraber bakarsanız, kominizm den kaçanların yakalandığı tuzak da diyebiliriz.Bu gün ekonomide geldiği yeri maalesef ikiyüz yıl öncesinin ve kendine ait olmayan sözde bir anlayışla yorumlayanlar.İslam’ın temelinde eşitlik varken, biz İnsan Hakları Evrensel Beyannamelerine neden sığınmak ihtiyacı hissettik ki.? Demokrasi için var olan değerli yönetim biçimi diyoruz. Ama geçmişte yaşayan düşünürler aynı şeyi söylemiyorlar. Bakınız Voltaire.. ’’Katıksız demokrasi ayak takımının despotizmidir.’’… Montesquieu… ’’Demokrasinin temeli fazilettir..’’ De Maistre…’’Hırstır’’ ... Vacherot ve Proudhon’a göre ‘’ Ruhani ve cismani bütün iktidarların sona ermesidir. ’’ Thierry’ se ‘’Demokratik Cumhuriyetlerin sonu ahlaki bir alçalıştır.’’ Webercilere göre de ‘’Hürriyettir’’

Düşünmemiz gerekmezmi..? Dünyanın var oluşu, gelişimi. Dört HAK kitap. Yeryüzünde bu gün yaşayan milyarca insanın saygıyla kabul ettiği peygamberler. Bizim açımızdan İSLAM olarak Anadolu’ya geliş, kurulan ve yıkılan devletler.Osmanlı İmparatorlu ve Türkiye Cumhuriyet. İşte 200 yıllık bir sürecin başlangıcında söylenenlerle bu güne gelirken, Sosyolojinin, felsefenin ve fen bilimlerinin neresinde olabilmişiz. Kendi yüce dinimiz dahil, diğer dinleri ne kadar bildiğimize bakmamız gerekecektir. Sonra da tarihi, tarihimizi ne kadar bildiğimize ne kadar merak ettiğimize sıra gelebilsin. Biz acaba düşünceyi nereye koyabildik ki..? İdeolojileri nasıl benimsedik…? Neden hayat tarzımıza girdiler..? Bunları nasıl cevaplarsınız. Kuran-ı Kerim elimizdeki en değerli, en doğru yol gösterici kaynağımızken, neden yeterince okumadığımızı ve anlamadığımızı hiç sorgulamadık. Neden , toplum içinde kendimizi bir yerlere koymaya çalıştık.Her konuda duyarlı olduğumuzu söylemekten kaçınmadık.Kendimizi bir de okumuş, aydın, önder saydık. Bunun yanında da kalkıp, şeyhlerin etrafında mürit olarak toplanmak ihtiyacından kendimizi kurtaramadık. Bu nasıl aydın.. bu nasıl aydınlık..? Yoksa biz okur yazar değilmiyiz. Sizce DOĞRUSU HANGİSİ…?

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön