ÇEMBERDEN MERKEZE

19 Şubat 2006


Sonucundan kuşku duymayacağımız bir şey varsa, oda sahip çıkmadığımız varlıklarımızı kaybetmekle karşı, karşıya kalacağımızın ihtimaller içinde bulunmasıdır. Geçmiş değerlerimize sahip çıkmayışımız, tarih bilincinden yoksun oluşumuz, yöneticilerimizin AB politikaları nedeniyle yanlış kararları, ister, istemez bizleri bunları düşünmeye sevk etmektedir. Yıllardır, ekonomik ve terör nedeniyle Doğu Anadolu, Güney Anadolu ve İç Anadolu Bölgelerimizden Batı illerimize, bize yansıyan veya yansıtılan oranların üzerinde göçler yaşanmaktadır. Bu durum ise topraklarımızın sahipsiz kalmasına neden olmaktadır. Kendini bilmez bir gurup ise farklı emeller beslemektedir. Devletimizin güç ve kararlılığından, asker ve güvenlik kuvvetlerimizin canları pahasına kutsal vatan topraklarımızı dış ve iç gafillere karşı kollayıp, koruyacağından da zerre kadar şüphemiz yoktur.. Ancak işi sadece asker ve güvenlik kuvvetlerimize havale etmek her zaman yeterli olmayacaktır. Karşımız da ABD’lerinin detaylarını bilmediğimiz bir Büyük Orta Doğu Projesi bulunmaktadır. Gerek AB kriterleri, gerek, Büyük Orta Doğu Projesini kendilerince yorumlamaya çalışan bir oyunun parçası ve maşası olan PKK’lı Kürtler ve onların yanında yer alan Asala zihniyetindeki Ermeniler farklı eylemler peşinde koşmaktadırlar. Başta Diyarbakır olmak üzere ortaya çıkan manzaranın hiç de iyi niyetli olmadığını söylememek için insanın birazcık değil, oldukça saf olması gerekmektedir. Seçilmiş bir belediye başkanının ne gibi organizasyonlar yaptığı apaçık ortadır.

Geçmiş de yaşadığımız acılardan ders alarak, sağ duyulu davranarak gaflet içinde olan maşaların sergilediği oyunlara seyirci kalmamalıyız.

Bizse ne yapıyoruz. Her işimizi Allah’a havale ederek, sınırlarımızı değil, bu gün kendi topraklarımızın iç düşmanlara karşı savuma sını da askerimize ve güvenlik kuvvetlerimize havale ederek oturuyoruz,oturuyoruz.Kendimizce değerlendirmelerle, hükümetlerin yanlış politikalarını, ekonomik çıkmazları, deprem ve terör korkularının öne çıkararak,ver elini batıda ki, şehirlerimize taşınıyoruz.Halbuki, böylece her şey bitmiyor.Bu defa burada bilmediğimiz başka, başka sıkıntılarla baş başa kalıyoruz.Nasıl oluyorsa,bazıları ekonomik güçleriyle, bazıları kişisel başarılarıyla, bazıları da hani, Allah insana yürü ya kulum der ya, o yoldan nokta kadar bir azınlık mutlu insanlar sınıfına yüksele biliyorlar. Ya diğerleri…? Onları ne ben anlatayım, ne de sizler sorun. Sosyolojik ve piskolojik travmaları eğer görmezseniz. Ne için gelmiştik….? İş için… Aş için….

Bize burada düşen görevler yok mu. Bizler bu tablo karşısında neler yapmalıyız. Öncelikle topraklarımıza ekonomik yönden sahip çıkmalıyız. Ki, her kurum kendi görevini gerektiği nokta da yapsın yapa bilsin. Bu gün batı şehirlerimiz de, özellikle İstanbul da birçok ilçe ve köy derneklerimiz bulunmaktadır. Mevcut derneklerin kamunun yapmadığını üstlenerek büyük bir dayanışma içerisinde, görevleri onun yerine getirmektedirler. Yapılanlar,hiç kimsenin gücüne bakılmaksızın, zor şartlarda kazanılan paraların bir araya getirilmesi ile yapılmaktadır. Bir de, bu derneklerimiz, üyelerine sosyal statü sağlayarak, toplum da yer bulmakta ve seslerini ilgililere duyurmaktadırlar. Derneklerimiz, aralarında ki, çok küçük kısır çekişmeleri bir yana bırakırsak; dayanışma ile ilçe ve köylerine, yol, su, elektrik, camii, mezar ve mezarlık onarımı hatta hastane dahi yaparak kamuya devrede bilmektedirler. Yine İstanbul’ da ki,derneklerimizin çok büyük bir bölümü çalışmalarını kendi derneklerine ait binalarda sürdürmektedirler.Bütün bu yapılanların takdir edilecek taraflarının yanın da, zor şartlarda kazanılan paraların her zaman ekonomik kullanıldığını söylemek de mümkün değildir. Belirli günleri kutlarken,değişik nedenlerle toplantılar düzenlenirken,neden yapıldığını anlayamadığımız bakışlarla,üstelikte hedeflenen noktaya ulaşılmadığı halde büyük harcamalar yapılarak yanlışlıklar yapılmaktadır.Bu da sosyal dayanışmayı yeterince yerine getirememenin yanın da, kaynağın yanlış kullanıldığını ortaya koymaktadır.

Bizler, şayet ÜLKEMİZİN ve çocuklarımızın geleceğini düşünüyorsak, Dünya bakışımızı değiştirmemiz gerekecektir., Mevcut hükümeti yermek için söylemiyorum,geldiğimiz nokta da iki yüz yirmi milyar doları geçen dış borçla, ne bu hükümetin, ne de gelecek hükümetlerin aş ve işe dönük yatırım yapmaları mümkün değildir.Ekonomik ve tarımsal politikalarda yatırımcı lehine değişiklikler yapılması şart olmuştur. Tarım da bunun ilk işaretlerini alınan yeni kararlar da zaten görmekteyiz. Bunun için de sizlere birkaç örnek vermek istiyorum.

Ulusal Tarım Stratejisi Çerçevesinde,tarım üreticilerinin kırsal alanlarda, bireysel veya bir arada yapacakları öz sermayeye dayalı projeli yatırımlara beş yıl süre ile destekleme ödemesi yapılacaktır. Bu 1 Ocak 2006 dan itibaren, 31 Aralık 2010 Tarihine kadar sürecektir,

Stratejik tarım ürünlerine pirim desteği % 30 artırılmıştır. (Soya Fasulyesi, kanola, mısır, kütlü pamuk, yağlık ay çiçeği gb)

İşlenmiş tarım ürünlerinde,uygulanacak ihracat iadeleri % 50 nin üzerinde artırılmıştır. (Dondurulmuş çilek, konserve salatalık,kornişon ve domates salçaları gb)

Kuru fasulye Üreticilerini korumak için, ithal edilen kuru fasulyeye % 22 vergi konulmuştur. Türk tarımını açmazdan kurtarmak için AB dayatmalarına rağmen benzer kararların peş peşe geleceği kanaatindeyim.

Yukarıda saymaya çalıştığım olumsuzluklara rağmen bizlerin yapacağı çok iş var. Her şeyden önce çok çalışmalı ne olursa olsun mutlaka üretim yapmalıyız. Tarımın var olan zorluklarını bilmemize,tarım nüfusunun azaltılması zırvalarına kapılmadan modern tarıma geçerek üretmek zorundayız. Türkiye 2006 yılında on milyar dolarlık yabancı yatırımcının gelmesini beklemektedir.Bu hususu da göz ardı etmeden, toraklarımıza sahip çıkmak ve çocuklarımızın geleceğini garantilemek için bir an evvel tarım alanında yatırıma başlamalıyız.

Bu işe başlarken, küçük şahıs işletmeleri değil, modern ve büyük işletmeler planlanmalı ve projeler ona göre hazırlanmalıdır. Sermaye zorluğunu aşmak için mevcut ilçe ve köy derneklerimiz birer TARIMSAL İŞLETMEYE dönüştürülmeli, toplanan kaynaklar buraya aktarılmalı, yine derneklere ait gayrimenkuller satılarak, gerekli işletme büyüklükleri sağlanmalıdır.Parçalanmış ekile bilen toprak sahipleri topraklarıyla ayni sermaye olarak işletmelere katılmalı,işletmelerin istenilen düzeyde başlaması sağlanmalıdır. Kiralama konusu düşünülebilecek bir yol olarak görülse bile, sonuçta sağlıklı olmayacaktır. Modern tarımda makineleş me üst seviye de olacağı için vasıfsız insan gücünün yanı sıra çok sayıda eğitimli insan gücüne ve bilgisine ihtiyaç duyulacaktır.Bu da kısacası kendi insanına istihdam sağlamak demektir.Bu gün,Erzincan Merkez Köylerimizden birin de böyle bir işletme vardır.Bu işletmeyi, iki arkadaşımız, üniversiteyi bitirmiş çocuklarıyla birlikte son derece başarı ile yürütmektedirler.K aldı ki, bu gençler eğitimlerini,tarım ve hayvancılık dışında yapmış kimselerdir.

Artık, Anadolu da şehirlerimizin bütün çabalara rağmen büyüyerek ilçe ve köylere fayda sağlamaları mümkün değildir. Halbuki, ilk fırsatta TARIM İŞLETMELERİMİZİ kurarak, köylerden ilçelere, ilçelerden şehirlere uzanan ekonomik bir hareket sağlanacaktır. Böylece ÇEMBERDEN MERKEZE kadar kopuk olan ekonomik halka tamamlanmış olacaktır. Gönülden temennim,topraklarımızı ekonomik anlamda yeniden sahiplenmek,gelecekte ülkemiz için üretecek çocuklarımıza istihdam sağlamaktır.Bakalım böyle bir öncülüğü hangi derneğimiz yapacaktır.

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön