ALÇAKLARA KAR YAĞMIŞ

30 Aralık 2013


2013 yılının şu son gününde, Sayın DOĞU PERİNÇEK’in dünyaya bir daha kabul ettirdiği ‘’ERMENİ SOYKIRIMI’’ yoktur GERÇEĞİNİ, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin nasıl kabul ettiği KARARINI yazacaktım. Ermenistan’ın ve İsviçre’nin nasıl da telaşlandığını anlatacaktım.

Gel, gör-ki, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele ettiğini iddia eden AKEPE’nin, şu son günlerde içine düştüğü durum başka şeyler yazmaya mecbur etti.

Düşünmek… Doğru düşünmek ne zor iştir. Bildikleriniz de doğru değil de, duyduklarınıza dayanıyorsa, işte o vakit DÜŞÜNMENİZ bin kat daha zorlaşır.

Osmanlı’nın son dönemleri ve Cumhuriyet’in kurulduğu yılları, o yıllarda yaşananları okuyan, bilen acaba kaç kişi var? Savaş sonrasında en çok yerine konulmayacak İNSANINI kaybeden TÜRK MİLLETİ’NİN o acı günlerini hatırlayan, acaba aramızda kaldı mı? Bizi büyüten, yetiştiren nesil, yani dedelerimiz, babalarımız, hem OSMANLI’NIN, hem de CUMHURİYET’İN çocukları değil mi idi.

Bugün, toplumu YALANLARLA aldatanlara ve aldananlara bir iyilik yapmak istiyorum. Hani derler ya;’’ Kur’an-ı Kerim yasaklandı ‘’ diyerek ve de’’ aha siz bilmezsiniz’’ şeklinde devam eden konuşmaları. Sonra da, ‘’bu CHP dinsiz’’ dendiğini, halen bunların nasıl konuşulduğunu herhalde hepiniz halen dinliyorsunuzdur!

CHP’ye DİNSİZ diyen kadro, Adnan Menderes ve arkadaşlarıdır. Çok partili hayata geçerken, bir gün önce içinde bulundukları o CHP’den, ayrıldıktan sonra, siyaseten yol almak ve çamur atmak amacıyla bu ifadeyi düşünmeden kullanmışlar, maalesef ‘’çamur at izi kalsın’’misali bu laf bugünlere taşınmıştır. Ama hiç kimse dönüp de ‘’ey kardeşim, siz daha dün DİNSİZ dediğiniz partinin en önde gelenleri değil miydiniz’’ diye sormamıştır.

Diğer, Kur’an-ı Kerim yasaklandı safsatası ise, uzun söze gerek kalmadan, bunun ne kadar doğru olup olmadığını öğrenmeniz için; kendi ailenizde, yakın çevreniz de, eskiden doğum tarihlerinin nereye kaydedildiğini sorunuz. Sonra da, aldığınız cevaba göre O’nun nerede olduğuna, bugün hâlâ nerede durduğuna bir bakınız. Böylece doğru kararınızı vermiş olur, kimin doğru, kimin yalan söylediğini anlarsınız.

Henüz emeklemeye ve konuşmaya başlayan çocukları izlerken; ‘’bak… Baba dedi, bak... Bak. Anne dedi, bak. Bak… ALLAH dedi’’ şeklinde ki benzer konuşmaları ve sevinçleri, hepimiz bilir ve hatırlarız. Sonra da sorarlardı:

Kimin Kulusun : ALLAH’IN…
Kimin Ümmetisin : Peygamberin
Peygamberin Kim : HZ. MUHAMMED
Annesi Kim : Amine
Babası Kim : Abdullah
Ne zamandan Beri
Müslümansın : Gâlû-belâ’dan beri, demişsinizdir, demiştik, deriz…

Çocuk, 5-6 yaşlarında namaz kılmak, namaz surelerini öğrenmekle başlar, İslâm’ın şartı, İman’ın şartı, Otuz İki Farz’ın öğrenilmesine geçilirdi. Sonra okulda bunlar tekrarlanırdı. Her ne kadar, bazıları yok deseler de, yalan söyleseler de, okullarda DİN DERSİ vardı.

Okullar tatil olunca, bütün çocuklar (kız-erkek) mahallesindeki CAMİ’DE, HOCAYA gider, ELİF-CÜZ’İ ile başlayarak, daha fazla namaz suresi öğrenilir, Hoca’nın, ailenin, çocuğun kabiliyetleri, ilgi ve bilgileri ölçüsünde, DİNİ BİLGİLER öğretilir, bu iş Kur’an-ı Kerim’in okunmasının öğrenilmesine kadar giderdi. DİN ve İMAN meselesinin temeli böylece atılmış oluyordu.

Sonra da, eğitimine devam edenler de, etmeyenler de hayata atılıyordu. Hayata atılanlar; geldikleri yer, aldıkları eğitim, yetiştikleri aile ortamı, içinde bulundukları çevre ile öğrendiklerini uyguluyor, kısmen uyguluyor veya hiç uygulamıyordu. Kimse yapıp yapmadıklarından dolayı ayrılaştırılmıyordu. Dini vecibelerini yerine getirenlere ‘’bak ne güzel, adam abdestinde, namazında’’ denilerek takdir ediliyordu. Kimse, kimsenin yaşayış tarzı ile uğraşmıyor, şucu-bucu da demiyordu. Ancak ahlâki çizgiden sapanlara SERKEŞ- içince sapıtanlara da SERHOŞ deniliyordu.

Her ne kadar ilk işaretleri görünse de, liyakat (kart-hamili yakinim) den önce makam-mevkii sahibi olmaya yetiyordu. Zaten, herhangi bir diploma, ehliyet (şoför) sahibi iseniz, daktilo ve kollu hesap makinesi kullanabiliyorsanız, bütün kapılar size açılıyordu.

Bırakın kasabaları, şehirlerin çoğunda, elektrik, sinema, tiyatro zaten yoktu. Yine birçok şehirde LİSE dahi bulunmuyordu. Bunları uzatabiliriz.

Bu olanlar ve olmayanların yanı sıra, şüphesiz herkes de ALLAH korkusu vardı. Yalan söylenmez, söyleyenler ise bilinirdi. Rüşvet-irtikâp ve diğer bütün suçlar günah-ayıp çerçevesinde değerlendirilir, herhangi bir dava ADLİYEYE intikal ettiğinde, bırakın DEVLET görevlilerini, halk dahi konuşmaz, sadece fısıltı gazetesi hayret ifadesiyle ‘’Allah kimseyi şeytana uydurmasın’’ der, ADALETİN tecellisini beklerdi.

DEVLET MEMURU demek, görevini bir HAK’IN yapan insan demekti. Askerin, Polisin bambaşka bir saygınlığı bulunurdu.

Bugünkü siyasilerle değil, Bugünkü TÜRKİYE’Yİ, işte O DEVLET ADAMLARI, O ASKERLER, O POLİSLER, O DEVLET MEMURLARIYLA günümüze getirdik. Tabii, görecek gözünüz varsa? Hatta kimseyi, DİNLİ-DİNSİZ diye ayırmadık. Henüz 2-3 yaşlarımızda KALBİMİZE yerleştirilen İMAN’LA herkesi ‘’ELİNDEN ve DİLİNDEN EMİN OLUNAN İNSAN’’ olarak gördük.

Kadınların örtünüp-örtünmemesini hiç konu etmedik. Zira, örtünenler; gerçekten DİN-YÖRE-TÖRE gereği örtünüyor, şimdilerde ki gibi, ‘’ALTI ŞİŞHANE, ÜSTÜ MEMİŞHANE’’ misali, suratlarında bilmem kaç karış boya kullanmıyor, kıçlarına her şeylerini ortaya koyan daracık pantolonları da giymiyorlardı. Nefsin mertebelerini bilenlere, bugünküler gibi, nefsin hilelerini oynamıyorlardı. Gerçekten DİNİN GEREĞİNİ yerine getiriyorlardı. Onun için de, elleri-ayakları öpülecek kadar saygınlardı.

Bugünkü gibi, ‘’DİNİN GEREĞİ !’’ diyerek, sözüm ona başlarını örterken, kameralar karşısında, suratlarından rimeller, allıklar, pudralar akmıyor, rujlar nefisleri zorlamıyordu. EDEP vardı EDEP…

TÜRK MİLLETİ, O’nun ASKERİ, O’nun POLİSİ, İMAN’nını da, Dini’ni de, Diyaneti’ni de, bizi yönettiğini zannedenlerden çok daha iyi biliyor ve bilmekteydi. Öyle ki, bugün dini her türlü menfaatlerine alet edenlere; bugün de DİNİN emirlerini de, hayır-hasenatı da dosdoğru öğretecek kadar bilmektedirler. Riyaya sapmamaktadırlar.

Lâkin ‘’TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMİN’’ hakkını, kimin ve kimlerin nasıl yediğini günümüzde kimse, nasıl oluyorsa bilmiyor.!. Acı olanda bu değil mi?

‘’ALÇAKLARA KAR YAĞMIŞ, ÜŞÜMEDİN Mİ?
SEN BU İŞİN SONUNU DÜŞÜNMEDİN Mİ?’’ demezler mi?


Tüm İnsanlığa, doğruların ışığında, sağlık ve başarı dolu, nice yıllar dilerim.

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön