2011'E YAKLAŞIRKEN YAŞADIKLARIMIZ

16 Aralık 2010


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ‘’550 Milletvekili yemin etti, mevcut mevzuat parti kapatma nedenidir. Anayasa’mızın 2. maddesi ve Siyasi Partiler Kanunu’nun 81. maddesi değişmediği sürece Kürtçe konuşulamaz’’ diyor.

Bütün acı olumsuzluklara rağmen, bunları duyunca, insanın yeniden yaşama sevinci duyacağı geliyor. Anayasa’mızın ve T.C. Kanunlarıyla ilgili hükümlerin halen savunucuları ve uygulayıcıları olduğunu görmek ve bunu Cumhurbaşkanı’nın, T.B.M.M. Başkanının ağızdan duymak, çocuklar gibi sevinmemizi sağladı. Nasıl sevinmezsiniz? Bu kadar konuşulanlar, bu kadar pervazsızca yazılanlar karşısında, herkes susarken.

Acaba;

1111’de İmam Gazali
1273’de Mevlana Celâlettin Rumî
1888’de Namık Kemâl
1936’da Mehmet Akîf Ersoy
1939’da ERZİNCAN Depreminde Şehit olan 32.962 kişi
1948’de Kâzım Karabekir
1953’de Şükrü Saraçoğlu
1956’da Reşat Nuri Güntekin
1961’de Mükrîmin Halil Yinanç
1967’de Fazıl Ahmet Aykaç
1972’de Ahmet Emin Yalman
1973’de İsmet İnönü
1975’de H.Nihal Atsız
1979’da Behçet Necatigil
1993’de İhsan Sabri Çağlayangil
1994’de Orhan Şaik Gökyay, böyle bir Aralık ayında, ölmeseydiler ne söylerlerdi?

Rotasız bir geminin kaptanı gibi, gideceği genel seçimden önce, Anayasa’yı nasıl değiştireceğini bir türlü söylemeyen Başbakana ne sorarlardı?

Kendi kendini yönetmek, açılım, feodal güce teslim olmak, kimliksizleştirme, 2. Cumhuriyet, kon federal devlet, demokratik özerklik, kent meclisleri, siyaset akademisi, demokratik toplum kongresi, iki dilli hayat ve PKK’nın Kürtçe konuşulsun diye silâha sarılma yalanını, bugün ki, iktidardan nasıl dinlemek isterlerdi?

Jakobenliği anlamadan anlatmaya çalışanlar, akıllarınca, Kürdistan denilen yeri her gün başka bir coğrafyaya yerleştirenler, her türlü çatışmaya çanak tutarken, üniter yapıya sırtını dönenler, dinler arası diyalog diyenler, acaba yıllarca önce televizyonlarda, gazete köşelerin de parlatılanlar; Parlatıldıkları yerlere monte edilenler; yazdıklarında, din, iman, türban, cemaatten başka laf etmeyenler, Cumhuriyete karşı duruş sergileyenlere neler sorarlardı?

Devleti, sanki İslâmiyet’e karşıymış yaygaraları içerisinde, zorlanarak anlatmaya çalışanlar, bunun sonunun ayrılma, parçalanma ve çatışmaya varılacak bir süreci hazırladıklarını bilenler, Din derken, hangi dinden, kimin dininden bahsettiklerini anlatmayanlar, Kur’an-ı Kerim’i nedense referans göstermeyenler. Nedense ağa-babaları gibi sadece hadislerin etrafında dolanıp duranlara, nasıl bakarlardı.

Tevazu; kendisine saygısı olanların, karşısındakini, insan olarak gördüğü, o’na hak verdiği, o’nu anlamaya, dinlemeye gayret gösterdiği bir davranış biçimi değil mi dir? Buna alçak gönüllülük demiyor mu yuz?

İşte TÜRK milleti, son sekiz yılda, mevcut iktidarın yanlış politikaları sonucunda her geçen gün olmaz taleplerle, hatta tehdit vari sözlerle haddini aşan Kürtçülere hâlâ tevazu ile bakmaktadır. Kürtçüler, daha da ileri giderek, Ulusal Televizyon Kanallarında Devleti ve toplumu tehdit etmektedirler. Demokrasi kalkanının arkasında ne olduğu anlatılmadan, Türkiye maalesef bilinmeyen bir sürece doğru sürüklenmektedir. Demokrasi, özgürlük güzel ifadeler de, ama hangi demokrasi? Hangi özgürlük kimse sormuyor. Nasıl bir ANAYASAMIZ olacağını ise hiç kimse sorgulamıyor.


Geçmişi irdelemek, yeni nesillere tarihte yaşananları anlatmak herhalde tarihçilerin işi olmalı. Kimse bir inat uğruna olmayacak işlere kalkışmamalı. Türkiye’nin enerjisi ham hayallere harcanmamalı, Kürtçülerin olmayacak taleplerinin, Kürtleri doksan yıl geriye götüreceğini, Kürt çocuklarının geleceğinin karartılacağı gerçeği de gözden ırak tutulmamalıdır.

Bu tabloluda Devlet Bahçeli, Abdüllâtif Şener, Yaşar Nuri Öztürk, Osman Pamukoğlu, Saadettin Tantan ve Yalçın Topçu’ya büyük görev düşmektedir. Kimsenin siyasi ikbali Türkiye’nin geleceğinden daha önemli değildir.

Başta Devlet Bahçeli, başlattığı bütünleşme çalışmalarını bir-kaç çıta daha yukarı çekerek, hâlâ dışarı da olan eski arkadaşlarını parti çatısı altına mutlaka toplamalıdır. Sonra da, T.B.M.M. de sorumlu bir muhalefet partisi lideri olarak, herhangi bir nedene sığınmadan, yukarıda isimlerini saydığımız siyasi parti liderleri ile bir araya gelerek, bir çatı altında birleşmeyi ve bütünleşmeyi acilen sağlamalıdır. Artık deneme-yanılma yöntemi, güç ve kitle büyüklüğünü ölçme zamanı çoktan geçmiştir.

Tarih, ÜLKE’Yİ yönetmek iddiasında olan herkese sorumluluk yüklemektedir. Millet, huzur, barış ve kardeşlik içinde birlikte yaşamak istiyor. Bu dileklerimle;

2011 Yılının sizlere, sağlık, mutluluk, barış, hoşgörü ve başarı getirmesini diliyorum.

 

 

 

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön