150 YILLIK PATİNAJ

30 Nisan 2006


Her zaman olduğu gibi, siyasilerin karşılıklı, bütün söylediklerini dikkatle ve ibretle dinliyoruz. İran’ dan gelen Ahmedinejat’ ın süper güç olmak iddiaları ile nükleer proje esintileri de bize kadar geliyor. Amerika Dış İşleri Bakanı Condoleezza Rice’ nin Türkiye’ ye gelmesi, yeniden Türk-Amerikan ittifakı, stratejik vizyon belgesi, pkk için her nedense bu güne kadar verilmeyen Amerikan istihbarat bilgilerinin kısmen verilmesi, bu konuda diğer dinlediklerimiz ve sözde elde edilen yeni dinamikler.

23 Nisan Kutlamaların da TBMM’ de konuşma yapan 21 yaşındaki, küçücük çocuğun (!) Meclis Kürsüsünün dokunulmazlığını kullanma becerisi (veya kullandırılma) Meclis Başkanı Arınç’ın ve Başbakan’ın önümüzdeki dönemde yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde koşulacak pistin açılış kurdelesini birlikte kesmeleri….!

Terörle Mücadele kanun da yapılacak değişiklik için hazırlanan kanun tasarısında CHP lideri Baykal’ın 6. madde hakkında yaptığı açıklamayla gündemin toz-duman olması ve bu toz duman içerisinde Adalet Bakanı ile Başbakanın suçluluk paniği ile bitmek bilmeyen açıklamaları.On günden az bir zaman diliminde buraya sığmayacak daha neler, neler.

Böyle bir haftadan, 1993 Yılına dönelim. Hatırlarsak, 22 Haziran 1993 de yapılan Kopenhag zirvesinde AB ‘ ye katılacak ülkelerin neleri yapmaları gerektiği konusunda kararlar alınmıştı. Adına Kopenhag Kriterleri dediğimiz kararların ana başlıklarını SİYASİ, EKNOMİK ve TOPLULUK MEVZUATININ BELİRLENMESİ şeklinde öğrenmiştik. Türkiye’ den de yerine getirilmesi istenen bu kriterlerde ;

SİYASİ KRİTER : Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıklara saygı gösterilmesini, korunmasını garanti eden kurumların varlığı.

EKONOMİK KRİTER : İşleyen bir Pazar ekonomisinin varlığının yanı sıra, BİRLİK içindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısına karşı koyma kapasitesine sahip olunması.

TOPLULUK MEVZUATININ BENİMSENMESİ : Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına uyma dahil olmak üzere, üyelik yükümlülüklerini üstlenme kabiliyetine sahip olunması’’’ istenmektedir.

Şimdi bizim çalıştığımız ders budur. Dersin konu başlıkları açıkça ortada iken, nedense TÜRKİYE’ den daha fazlası istenmektedir. Bunun nedenini ben anlamakta zorluk çekerken, bazıları bu durumdan hiç rahatsız olmamaktadır.Bu çelişki insanı 1993 Yılından alarak, ister istemez 150 Yıl gerilere, 28 Şubat 1856 da Tanzimat Fermanından daha kapsamlı hazırlanan ISLAHAT FERMANININ maddelerine götürmektedir. O, ISLAHAT FERMANI’ nın maddelerinde bakalım neler varmış.
’’
1. Islahat Fermanı Tanzimat Fermanının tanıdığı hak ve özgürlükleri, benimsediği esasları bir “kerre dahi tekit ve teyit kıl”mıştır.

2. Gayrimüslim tebaaya eskiden beri tanınmış hakların aynen sürdüğü belirtiliyordu (... tebea-i gayr-i müslime cemaatlerine ecdad-îzamım taraflarından verilmiş ve sinîn-i âhirede îta ve ihsan kılınmış olan bilcümle imtiyazat ve muafiyet-i ruhaniye bu kere dahi takrir ve ibka kılınıp..”).

3. Gayrimüslim tebaanın ihtiyaçları “patrikhanelerde teşkil olunacak meclisler marifetiyle” Bâb-ı Âliye “arz ve ifade” edilecekti.

4. Patriklerin seçim usûlü (usûl-i intihabileri) ıslah olunacaktı.

5. Gayrimüslim din adamlarına devlet maaş bağlayacaktı (“...patriklere ve cemaat başlarına varidat-ı muayyene tahsis ve rühban-ı sairenin dahi rütbe ve mansıplarına göre kendilerine bervech-i hakkaniyet maaşlar tayin olunup...”)

6. Hıristiyan rahiplerinin menkul ve gayrimenkul mallarına müdahalede bulunulmayacaktı.

7. Gayrimüslimler kendi işlerini görebilmeleri için her cemaat birer meclis seçecekti. (“... gayr-i müslime cemaatlerinin milletçe olan maslahatlarının idaresi her bir cemaatin ruhban ve avamı beyninde müntehap azadan mürekkep bir meclisin hüsn-i muhafazasına havale kılınması...”).

8. Gayrimüslimlerin ibadet yerlerinin, okul, hastane ve mezarlıklarının tamirlerine engel olunmayacak; yenilerinin yapılmasına izin verilecekti.

9. “Bir mezhebe tâbi olanların adedi ne miktar olursa olsun ol mezhebin kemal-i serbesti ile icra olunmasını temin için” lazım olan tedbirlerin alınması öngörülüyordu. Yani ibadet özgürlüğü tanınıyordu.

10. Mezhep, dil ve cinsiyet bakımından eşitlik ilkesi kabul ediliyordu (“... mezhep ve lisan veyahut cinsiyet cihetleriyle sünuf-ı tebaa-i saltanat-ı seniyyemden bir sınıfın âher sınıftan aşağı tutulmaması...”). Din ve mezhep yüzünden kimsenin aşağılanmaması da isteniyordu.

11. Din ve mezhep değiştirmek için kimsenin zorlanmaması (“...tebdil-i din ü mezhep etmek üzere kimse icbar olunmaması...”) ilkesi benimseniyordu. Keza, İslâm dininden çıkmanın idam ile cezalandırılmayacağı belirtiliyordu. Bunlarla “inanç özgürlüğü”nün kabul edildiğini söyleyebiliriz.

12. Devlet memurluğuna girişte din farkı gözetilmemesi (tebea-i Devlet-i aliyyemim cümlesi herhangi bir milletten olursa olsun devletin hizmet ve memuriyetlerine kabul olunacakları...”) ilkesi benimsenmişti. Bu ilkeyle gayrimüslimlerin memurluğa girişi konusundaki “siyasal hakları” tanınmıştı.

13. Gayrimüslimler de devletin askerî ve mülkî okullarına kabul edileceklerdi (“... saltanat-ı seniyyem tebaasında bulunanların... cümlesi bilâfark ve temyiz Devlet-i aliyyemin mekatib-i askeriyye ve mülkiyyesine kabul olunması...”).

14. Ticaret ve ceza davalarında eğer taraflardan biri Müslüman ve biri gayrimüslim veya bir yan gayrimüslim tebaa, diğer yan yabancı ise, yargılama karma mahkemelerce ve alenî olarak yapılacaktır (“...ehl-i İslâm ve Hıristiyan vesair tebaa-yi gayr-i müslime miyanesinde veyahut tebaa-i İseviyye vesair teba-i gayr-i müslimeden mezahib-i muhtelifeye tâbi olanların birbiri beyninde ticaret veyahut cinayata müteallik zuhura gelecek cemi devaî muhtelit divanlara havale olunup...”). Ancak, iki gayrimüslimin arasındaki davaya ise taraflar isterlerse kendi patrikhaneleri bakabilecekti. Mahkemelerde şahitlik hususunda Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında eşitlik esası kabul ediliyordu.

15. İşkence ve eziyet ve bunlara benzer muamelelerin yapılması yasaklanıyor, bunları emreden amirlerin ve yapan memurların cezalandırılması öngörülüyordu (“... mücazat-ı cismaniye ve eziyet ve işkence müşabih kaffe-i muamele dahi kamilen lağv ve iptal kılınması ve bunun hilafına vukubulacak harekat şediden men ve zecrolunacağından maada bunun icrasını emreden memurin ile bilfiil icra eyleyen kesanın dahi ceza kanunnamesi iktizasınca tekdir ve tedip olunması...”). Keza, hapishane şartlarının iyileştirilmesi (“... usûl-i hapsiyyenin mümkün mertebe müddet-i kaile zarfında ıslahına mübaşeret edilmesi...”) isteniyordu.

16. Askerlik hizmetine gayrimüslim tebaanın da kabulü (tebaa-ı gayrimüslime dahi ehali-i İslâm misillü hisse-i askeriyye itası”) esası benimsenmişti. Ancak askerlik hizmetine gitmek istemeyenler için “bedel vermek ve nakden akçe ita etmek” usûlü de kabul ediliyordu.

17. Müslümanlar ile gayrimüslimler arasında vergiler açısından da eşitlik sağlanıyordu. Vergi alımında din ayrımı yapılmayacağı ilân ediliyordu (“... tebaa-i saltanat-i seniyemin kâffesi üzerine tarh olunacak vergi ve tekalif sınıf ve mezheplerine bakılmayacak bir surette ahz olunması...”). İltizam usûlünün kaldırılarak vergilerin doğrudan alınması öngörülüyordu.

18. Yabancılara Osmanlı toprakları üzerinde mülk edinme hakkı (“... ecnebiyyeye dahi tasarruf-ı emlak müsaadesinin itâ olunması...”) tanınıyordu.

19. Gayrimüslimler de eyalet meclislerine girebilecek ve Meclis-i Vâlâ’da temsil edilebilecekti. Böylece gayrimüslimlerin siyasal temsil hakları o zamanın koşulları ölçüsünde kabul ediliyordu. ‘’

Bu fermanın yukarıda ki, maddelerine iyi baktığımızda 150 Yıldır hiç bir şeyin değişmediğini görüyoruz. Yaşadığımız bu onur kırıcı durum bizi rahatsız etmektedir. Bütün değerlerimizle bir BİRLİKTE üye olmak mutlaka hepimizin temennisi olmalıdır. Ermeni Sorunu, Kürt meselesi kaşınıp dururken, 150 Yıllık PATİNAJI halen yaşamak, gerçekten üzüntü veriyor.



KAYNAK :
Kemal Gözler, “Islahat Fermanı”, www.anayasa.gen.tr/islahatfermeni.htm; (29.4.2006)
Türk Anayasa Hukuku, Ekin Yayınları S.19-23 ‘’

Cem Cüneyd Canan

Cem Cüneyd Canan © 2006 - 2018 Her hakkı saklıdır. Başa Dön